Arama :

 
Ziyaretçi Defteri Tavsiye Et Firma Rehberi Ana Sayfam Yap Sitene Ekle Seri İlanlar İletişim Künye

24 Temmuz 2021 Cumartesi 05:23    

 Namaz Vakitleri

 
 Ziyaretçi Sayısı
Online :  2 kişi
Bugün :  110 kişi
Toplam :  904282 kişi

 

Sibel Eraslan
09 Kasım 2007 Cuma
Şule Yüksel Burada, Ya Siz?
"Bir dava ki…
Bir deli sevdadır sardı başımı,
Bu ufuklar bana dar gelir gayrı!
Zehir ettim ekmeğimi aşımı,
Vuslatı beklemek 'zor' gelir gayrı!"

Bu mısralar 1971 yılında Bursa Cezaevi’nde kaleme alınmıştır. Yazdığı bir yazısından dolayı dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ı eleştirdiği gerekçesiyle hapse mahkum olmuş gazeteci Şule Yüksel Şenler’e ait bir şiir. Bursa Cezaevi’nde yattığı süreçte ikinci ayında Cumhurbaşkanı’nın affına mazhar(!) olduğu halde, bu affı kabul etmeyerek cezasını sağlığı elvermediği koşullarda yatmaya devam etmiştir…

Şule Yüksel için "ömrünü inandığı davasına adamış bir direnişçi" demek tek başına yeterli olmasa gerek. Zira o hem bir sanatçı, hem bir aktivist, hem bir davetçi olarak herhangi bir tanımlamayla tarif edilebilecek birisi değil. Bana sorulduğundaysa en kısa cevabı veriyorum. "Şule, Şule’dir!"… O, tarif edilemez!

Onu en güzel ifade edebilecek renk tonu öyle zannediyorum ki yalnızlığıdır. O en önde koşan bir maratoncu gibi milyonların kendisini ancak açıkara ile takip edebileceği bir idealisttir. Ardında herhangi bir parasal veya kurumsal destek olmadan, hiçbir cemaat ya da grubun sponsorluğunu da almadan, tek başına koşan, yazan ve haykıran bir alevdir… Bir kibrittir Şule Yüksel, ilk kibrit, ilk kav, ilk sürtünme, ilk itiraz, ilk yangın, ilk ışık, ilk aşk…

Uzun yıllar toplumumuz üzerine tatbik edilen, o kusursuz kapatıcı ve o yekpare soluk kesici haliyle "kutsal karşıtlığına" dayanan projeye, sağ işaret parmağını havaya kaldırarak soru soran bir cesur yürektir… Bir kadın, üstelik de tek başına… Hz. Meryem’in annesi geliyor aklıma; hani doğacak çocuğunu, erkek beklerken kız gördüğünde şaşırarak söyler ya; "ama kız, erkek gibi değildir"… İşte öyle zannediyorum ki, aynı anne, Şule’yi görseydi de benzer şeyler söylerdi… Yani; tek başına bir kadın ne yapabilir ki? İşte o tek başına kadın, o koskoca mermerin bağrında açan bir kar-delen çiçeği gibi, hatta buz-delen, kaya-delen tavrıyla, hoyratça tatbik edilen Türk Modernleşmesi projesini sarsacak, gerçek bir medeniyet sorusudur zamanlara yöneltilmiş…

Şule; bir hatırlayıştır, mankurtlaştırılmış nesillere, yeniden annesini, yeniden ruhunu, yeniden kim olduğunu fısıldayan bir rüzgarın tâ kendisidir Şule Yüksel… O, dünyada tanıdığım en güzel rüzgardır. Rüzgarımdır. Rüzgarımızdır…

Onun parlak ve yükseltilmiş alnında zeka ve cesareti, imanı gibi sapasağlam bir çağrıya dönüşmüştür. Alnının hemen altında, mütecavizlere karşı gerilmiş iki sağlam ok gibi duran kaşlarından, bugün bile bakınca Allah vergisi bir sanatın keskin ışıması okunuyor… Ve gözleri! İki ateş, iki okyanus, kendine kör ama inananlara ikram edilmiş, hibe dilmiş bir hayatın mührü gibi o inanılmaz gözler… Kendisi sussa, takatten düşüp kesilse sesi, gözleriyle devam ettirdiği bir davet yolu… Ve eller, o ufacık ama mana aleminde dersini ve öğretisini belki meleklerin arşı kaplayan kanatlarıyla yarıştıracak kadar azimli, sanatkar, fedakar eller…

Rabbimiz nehirleri, yıldızları ve dağları insanlara yollarını bulmak üzere birer işaret nimeti olarak verdiğini söylüyor Kitabımızda. Nehirlerle dağlar, yeryüzünün, yıldızlarsa göklerin alınyazısı gibi çakılı… İşte Şule de, tüm mazlum Doğu’ların sabırlı ve emektar bir nehri, sığınılacak bir dağı ve yol arkadaşı mahiyetinde yıldızı olarak, bizim alınyazımızdır. Bizim haritamızdır Şule… Yusuf’u kurttan koruyan merhamet kuyusu, Eyyûb’un o ciğerdelen acısının şifa bulduğu çeşme, Musa’yı sırtında taşıyan Nil, çorak çöldeki Zemzem neyse, Şule de bize odur! Şule, Seher Yıldızı’dır…
Şule Yüksel Hanım, evvelki gün hastaneye kaldırıldı. Memleket yollarında davet aşkıyla geçmiş bir ömrü, kelebek kanadından da ince haliyle artık yorgundur…

"Sizler benim hayallerimsiniz!" dediği bizler, bu çağ öğretmenine hiç olmazsa canı gönülden dua ederek evlatlık vazifemizi yerine getirelim… Onun demir parmaklıklar arkasında Bursa Cezaevi’ndeki kırık penceresinden bakarkenki fotoğrafını, bir kere daha öptüm dün gece… Çalışma masamdaki resmini, kütüphaneme astım.

"Ablacığım, sen de bizim çocukluk duamızsın"… Hangimiz Şule olmak istemedik ki? Bugün "Şule olan kimdir, kalksın ayağa" deseler, milyonlarca kadın ayağa kalkarak hep bir ağızdan şöyle bağıracaktır: "Evet, Şule Yüksel Şenler benim, Şule Yüksel burada!"…

Not: Fotoğraf ve kupürler için Araştırma Kültür Vakfı; Şule Yüksel Şenler Albümü’ne müracat edilebilir. 0212 631 13 85

Bu Yazı Toplam 2372 Defa Okunmuştur
Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı
Bu yıl pikniğimizi ne zaman nerede yapalım?
20 Mayıs Cumartesi Arnavutköy'de
21 Mayıs Pazar Kemerburgaz'da

Narmikan TV
  Resim Galerisinden


Foto Galeri


Goozlin


9.Dönem Yönetim Kurulu


Sizden Gelenler


Fotoğraf Yarışması


2006 Asker Gecesi


Gurbetçi Resimleri


Yukarı Köy


Aşağı Mahalle


Köy Halkı

  Kuzgun Röportaj
    Diğer Röportajlar
 
  Haftanın Yazarı
ibrahim Balcıoğlu
Hakkını Helal Et Ana!
Ayhan İnal
Bir Babanın Oğluna Doğum Güne Mesajı
Misafir Yazar
Fındık Üzerinde Oynanan Oyun
Başkanın Mesajı
Kısa Sürede Farkımızı Ortaya Koyacağız
   Diğer Yazarlar
 
   

 Kullanıcı
 Parola
  Yeni Üye Şifremi Unuttum
 

İlkelerimiz | Yasal Uyarı

 :: Ana Sayfa :: Editöre Gönder :: Günün Haberleri :: İletişim

 

Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
© 2007-2021 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: 0212-618 66 28  |  Faks: 0212-618 66 28  |  Destek:
Sayfa Üretimi: 0.0921  | Teknik Destek: Cizginet & Webdizayntürk
Haberler artık Outlook'ta