Arama :

 
Ziyaretçi Defteri Tavsiye Et Firma Rehberi Ana Sayfam Yap Sitene Ekle Seri İlanlar İletişim Künye

24 Haziran 2021 Perşembe 13:30    

 Namaz Vakitleri

 
 Ziyaretçi Sayısı
Online :  1 kişi
Bugün :  180 kişi
Toplam :  894215 kişi

 

24 Haziran 2007 Pazar günü akşamı Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Ankara, Balgat’taki konutunda gaz
 
 Reklam
Saadet İzzet, Diğerleri Zillet Demektir
28 Haziran 2007 Perşembe 14:29
24 Haziran 2007 Pazar günü akşamı Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Ankara, Balgat’taki konutunda gazetemizi ağırladı.

Genel Yayın Yönetmenimiz Necdet Kutsal, Ankara Temsilcimiz Ferhat Koç, yazarımız Zeki Ceyhan, Ankara büromuzdan Ebubekir Gülüm ve Ramazan Kaya’dan oluşan ekibimiz Erbakan’ın konutundan ayrılırken saatler gece yarısını gösteriyordu.

Bu uzun mülakatın sonuna geldiğimizde bir kez daha anladık ki Erbakan;

Dünyanın az yetiştirdiği büyük bir devlet adamı.

Büyük bir ilim adamı.

Büyük bir strateji hocası.

En önemlisi de, Erbakan; Türkiye’nin yetiştirdiği, dünya tarihini ve özellikle kendi tarihini, yani bu milletin tarihini bütün nüveleriyle kavramış olan ender bir lider.

Bu tarihi mülakatı okuduğunuzda bir şey en açık şekliyle ortaya çıkacaktır:

Milli Görüş’ün dışında kim gelirse gelsin Türkiye, manevi tahribata, ekonomik yıkıma ve dış politika faciasına maruz kalmıştır.

Milli Görüş ise her seferinde Türkiye’mizi ekonomik ve manevi kalkınmaya, izzetli, şerefli dış politikaya kavuşturmuştur.

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan yaptığımız uzun mülakatta bütün belgeleriyle ortaya koydu ki, 22 Temmuz günü yapılacak seçim, “Kim daha iyi yönetir, kim daha kötü yönetir” seçimi değil; bu seçim var olmak, ya da yok olmak seçimidir.

Oy kullanırken sormanız gereken üç önemli soru:

Bu partilerin içerisinde hangisi “Önce Ahlâk ve Maneviyat” diyor. Çünkü maneviyat olmadan hiçbir şey olmaz.

Bu partilerin içinde hangisi “Ben bu soygun düzenini değiştireceğim” diyor. Çünkü soygun düzeni bu milleti aç bırakarak, işsiz bırakarak, borca esir ederek yumuşak lokma haline getirmek istiyor.

Bu partilerin içinde hangisi “Biz bu zulüm dünyasını istemiyoruz. Onun yerine adalete dayalı Yeni Bir Dünya kuracağız” diyor. Çünkü zulüm dünyasında ırkçı emperyalistlerin dışında, hiç kimseye insanca yaşama hakkı yoktur.

Erbakan’ın dikkat çektiği iki oyun:

Büyük Oyun: Haim Nahum Planı. Türkiye’yi aç bırakacaksın. İşsiz yapacaksın. Borca esir edeceksin. Dininden uzaklaştıracaksın. Bunları yapacaksın ki; ırkçı emperyalizmin önünde hiç bir engel kalmasın.

Küçük oyun: Horoz dövüşü. Bak demokrasi var; solcu istiyorsan oyunu CHP’ye, sağcı istiyorsan AKP’ye vereceksin.

Erbakan’ın son sözü:

Hayır! Bu inançlı millet sizin emirlerinizi dinlemeye mecbur değil. 22 Temmuz’da size en büyük cevabı imanla, inançla vererek Milli Görüşü iktidara getirecek.

Bizim ecdadımızın inancı Haktır. Bu hiçbir şartta değişmeyen doğru demektir. Matematik kuralları gibi; iki kere iki bin yıl öncede dörttü, bin yıl sonra da... Bunun karşısındaki görüş ise batıldır. Hiçbir şartta doğru olmaz. Cenab-ı Hak Adem aleyhisselamdan beri dünyayı Hak ile batılın mücadelesi üzerine yarattı. Bu en güzel yaratılış biçimidir. İzzetli, şerefli insanların Hakkı desteklemesi için bundan daha güzel ne olabilir.. Batıl bütün insanlığı ifsad eder. Hak’kın vazifesi ise ifsad değil ıslahtır... Türkiye’mizi yok etme fikri batılı destekleyenlerin imanıdır. Bunun için öncelikli derdi Türkiye olan herkes, Milli Kurtuluş Harekâtı etrafında kenetlenmelidir.

Türkiye dünyanın en mühim ülkesidir. İşte böylesine mühim ülkede 22 Temmuz 2007 tarihinde tarihi bir seçim var. Onun için bu seçim sadece Türkiye meselesi değil dünya meselesidir. Bu seçim bugüne kadar yapılmış seçimlerin hiç birisiyle mukayese edilmeyecek kadar büyük öneme haizdir. Bu önem nerden geliyor? Bulunduğumuz tarihi noktadan ileri geliyor. Bu noktayı iyi anlamamız lazım. Bildiğiniz gibi Cenabı Hak kâinatı hak ve batıl mücadelesi üzerine yaratmıştır. Bu en mükemmel yaratılış biçimidir. İyi insanlar, inanan insanlar hakkın hâkimiyeti için çalışarak izzetle, şerefle sevap kazansınlar diye böyle yapılmıştır. Âdem (a.s)’dan beri bu mücadele devam etmektedir. Bu mücadelede hak ecdadımızın yürüdüğü Milli Görüş yoludur.

Batıla gelince, batıl ise bütün insanlığı ifsat etmek için çalışan ırkçı emperyalizmdir. Hemen şunu ifade edeyim ki, hak ve batıl kelimelerinin Türkçemizde tam bir karşılığı yok. Hak demek her şart altında doğru olan şey demektir. Batıl ise her şart altında yanlış olan şey demektir. Biz bunları Türkçe ifade ederken hak yerine doğru kelimesini kullanıyoruz. Ama doğru sözü, şarta bağlı olarak isabetli olup olmamak manasını taşır. Yani “şemsiye ile dışarıya çıkmam doğrumu değil mi” dediğimiz zaman “Şarta bağlı kardeşim; yağmur yağıyorsa doğru, güneş açıyorsa yanlış.” diyoruz.  Ama hak dediğimiz zaman şarta bağlı değil. Güneş açsa da o doğrudur, isabetlidir; yağmur yağsa da isabetlidir. 1000 sene önce de isabetlidir. 1000 sene sonra da isabetlidir. Değişmez doğruya hak denir. Ne gibi? İki kere iki dört eder. Güneş açsa da dört eder, yağmur yağsa da dört eder. Bin sene önce de dört ederdi, bin sene sonra da..

Ecdadımızın inancı haktır. Her şart altında doğrudur, dün nasıl doğru ise bugün de doğrudur yarın da doğru olacaktır. İşte yeryüzünde hak ile batıl mücadelesi mükemmel bir dünya yaratılması için Cenabı Hakkın Kemal sıfatının gereği olarak tecelli etmiş bulunuyor ve bu mücadele yapılıyor.

Ecdadımız hep Adil Düzeni gerçekleştirmek için çalıştı

Biz tarihimiz itibariyle 11 asır yeryüzünde adil düzeni gerçekleştirdik.  Asr-ı Saadet’ten itibaren. Asr-ı Saadet, Hulafai Raşidin, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar. Ne yazık ki son 3 asırdan beri zahiri güç ırkçı emperyalizmin eline geçmiştir. Allah nurunu tamamlayacaktır, yeniden yeryüzünde hak hâkim olacaktır. Bizim vazifemiz bunu gerçekleştirmek için elimizden geldiği kadar bütün gayretle çalışmaktır.

Şimdi bulunduğumuz noktaya baktığımız zaman bu batıl demiş olduğumuz ırkçı emperyalizm inancının kökünü 5767 sene önce yazılmış olan Kabala adlı kitaptan alıyor. İnançların temeli, amentülerinin 4 tane ana maddesi var. Bir; üstün ırkız. İnsan olarak yaratılan ırk biziz, diğer insanlar maymun olarak yaratıldı, bize köle olsun diye sonradan insana dönüştü.

İki; bizim efendi olup onların köle oluşu nazariyatta kalmayacak mutlaka gerçekleşecek.

Üç; bunun gerçekleşmesi için biz Beni İsrail ırkı üç tane görevi yerine getirmemiz lazım. Yeryüzünde her tarafa yayılmış olan Beni İsrail mensuplarını Kudüs’te toplamalıyız, Büyük İsrail’i kurmalıyız ve onun güvenliğini sağlamalıyız. Dört; Süleyman Mabedi’ni yapmalıyız. Nereye? Mescidi Aksa’nın bulunduğu yere.  Allah muhafaza…

BOP’tan maksat büyük İsrail’in güvenliğini sağlamaktır

Büyük İsrail’in emniyetini sağlamak için ise Fas’tan Endenozya’ya kadar 28 ülkenin yönetimi bizim elimizin altında olmalıdır. Ve bizim için en büyük tehdit Anadolu’da Osmanlıların, Selçuklular’ın mirasçısı, bağımsız bir devletin bulunmasıdır. Böyle bir devlet olduğu müddetçe biz başımızı yastığa rahat koyamayız çünkü bu devlet diğerlerini toplar, biz İsrail’i kursak bile bir gün bizi denize döker. Bunun için Anadolu’da bağımsız bir devlet olmayacaktır.

Ne anlatıyorum ben size; ırkçı emperyalizmin amentüsünü anlatıyorum. Bu, adamların dini, Türkiye olmayacak. Biz İsrail’i kurup onun emniyetini sağladıktan sonra Süleyman Mabedi’ni yapınca yeryüzüne bizim mesihimiz gelecek. Davut (a.s) tahtına Yahudi kralı olarak oturacak ve dünya hâkimiyetimizi perçinleyecek. Böylece ebedi dünya hâkimiyetimiz tahakkuk etmiş olacak. İmanları, inançları budur.

Bu inanç Kabala’dan geliyor. Tarihleri de Kabala’nın yazıldığı tarihten başlıyor. 5767 sene oldu şimdi. Tevrat’tan değil Kabala’dan başlıyor. Cenabı Hakk’ın Musa (a.s)’a gönderdiği hak Tevrat’ı ortadan kaldırdılar, Kabala’yı getirip Tevrat olarak yazdılar. O kadar ki, Kabala’nın içindeki şu cümle bile bugün Tevrat’ta yer almış bulunuyor. ‘Beni İsrail sen ne yüce bir ırksın ki hâşâ Allah’ı bile yendin’ Cenab-ı Hakk’ın hak kitabında hiç böyle bir kusur olur mu, böyle bir saçma şey olur mu? Hahamlar aktarırken bunu da aktarmışlar. İnançları böyle bir hurafedir. Ama bunlar buna inanıyor ki ve 5767 yıldır bu inancın gereğini yerine getirmek için gece gündüz çalışıyorlar.

Hıristiyanları da onlar ifsad ettiler

Kapitalizm bunların inancı. Faizi sözde meşru hale getirmek için hıristiyanlığın bir kolu zannedilen protestanlığı bunlar icat ettiler. ABD’de kök salan evangelistlik bunlara ait. Hıristiyan dünyasını bütün bunlarla ifsat ettiler. Clinton samimi bir hıristiyan olduğunu zannederken bunlara hizmet ediyordu. Bush aynı gayeyle Irak’ı işgal etti. Blair, benim savaşa girmemde hıristiyanlığım etkili oldu diyor. İnanıyorki beni İsrail Kudüs’te toplanırsa Hz. İsa gelecek. Oysa onların Hıristiyanlara yutturduğu başka bir şey, kendi inandıkları mesihtir. Bunu Kabala’dan getirip Hıristiyanlığın içine de soktular.

Bunun için tarih boyunca bir yandan faizci kapitalist nizamı kurup, para gücünü ellerine geçirdiler. Öbür yandan çeşitli insan organizasyonları kurdular. Amerikan dolarının üzerindeki piramitte göstermiş olan 13 kademeli insan organizasyonu vasıtasıyla...  Beni İsrail ırkından olmayanları Beni İsrail’e hizmet ettirecek insan organizasyonu kurdular. Para ve insan… Bunlar vasıtasıyla gayelerini gerçekleştirmek için gece gündüz çalışmaktadırlar. Bu çalışmalar esnasında tarih boyunca bugüne kadar 19 haçlı seferi yapmışlar idi. Bütün haçlı seferlerinin hepsinin maksadı büyük İsrail’i kurmaktır. Her ne kadar haçlı seferlerini Hıristiyanlar yapmışlar ise de onları sevk eden Siyonizm’dir, ırkçı emperyalizmdir.

Nasıl aldatıyor Hıristiyanları ırkçı emperyalizm? Diyor ki; siz İsa (a.s)’ın yeryüzüne gelmesini beklemiyor musunuz? Biz de onu bekliyoruz diyor. Takıyye yapıyor. Onların Mesih’i başka Mesih… Onların inancına göre hâşâ Hz. İsa (a.s)’ı çarmıha gerdik öldürdük, geleceği gideceği yok diyor kendi inancında. Ama Hıristiyanlara hitap ederken aynı Mesih’i bekliyoruz. Sizin elinizdeki İncil de Mesih’in gelmesinin şartları yazmamış, bizim Tevrat’ta yazıyor. Tevrat’tan istifade edin bunları el birliği ile gerçekleştirelim bir an evvel Mesih gelsin.

Batılılar, siyonistler tarafından aldatılıyor

Nedir bunlar? Yeryüzünde bütün sürgündeki Beni İsrail’i Kudüs’e toplayacağız bir. Büyük İsrail’i kurup güvenliğini sağlayacağız iki, Süleyman Mabedi’ni yapacağız üç. Bunun için önce kapitalist nizamı yerine getirmek için Protestanlık mezhebini siyonizm kurmuştur. Faizi helal kılmak için. Bugün Amerika’yı yöneten Evanjelik tarikatını siyonizm kurmuştur, yüz sene evvel. Bill Clinton, ‘ben Amerika için harp etmedim. Askere de gitmedim. Felsefem itibariyle kabul etmediğim için beni askerden muaf tuttular. Ama İsrail için silahı elime alır sipere girerim’ diyor. Bunu ben Yahudi’yim diye söylemiyor, tam tersine ben öyle halis muhlis Hıristiyan’ım ki İsa (a.s)’in gelmesi için canımı bile veririm maksadıyla söylüyor. Söyleten kim; dünya Siyonizm’i, neyle söyletiyor, Evanjelik tarikatı vasıtasıyla. Bu tarikatın bugün Amerika’da 90 milyon mensubu var. Bush ne diyor; ‘Irak’ın işgalini bana İsa (a.s) emretti’ diyor. Bu sözün manası ne demek? Yani Hz İsa (a.s)’in gelmesi için Büyük İsrail’in kurulması lazım, ben onun için Irak’ı işgal ediyorum.

Tony Blair ne diyor; ‘benim Irak savaşına girerken karar vermemde son etken Hıristiyan oluşumdur’ Ne demek bu?  Ben öyle halis muhlis Hıristiyan’ım ki İsa (a.s)’ın gelmesi için büyük İsrail’in kurulması için canla başla çalışıyorum. Onun için karar verdim diyor.

NATO’yu maksatlarına uygun kullanıyorlar

İşte böylece dünya siyonizmi ırkçı emperyalizm, Hıristiyanları kontrol altına almış. 1990 yılında Rusya çökünce Amerika tek kuvvet oldu. Bu tek kutup da siyonizmin avucunun içine girdiği için ‘Tarihimizin en güçlü noktasındayız artık Büyük İsrail’i kurmanın vakti gelmiştir’ diye karar verdiler. Ne zaman? 1990’da Rusya çöktüğü zaman… Bu kararı nasıl ilan ettiler? Bu kararı Margaret Teacher’in ağzı ile ilan ettiler. İskoçya’daki NATO toplantısında… Ne dedi Margaret Teacher? ‘Ey arkadaşlar bugün NATO toplantısı yapıyoruz. Önemli bir karar vereceğiz. NATO’yu devam mı ettireceğiz yoksa lav mı edeceğiz. Biliyorsunuz biz bu NATO’yu komünizme karşı savunmak için kurmuştuk. Ama şimdi komünizm dağıldı. İflas etti, Rusya da yok oldu, gücünü kaybetti. Şimdi böyle bakarsanız, zahiren “NATO’ya lüzum yoktur lağ etmemiz lazım gelir” dersiniz. Hayır! Lağ etmeyeceğiz. Çünkü düşman olmayan bir ideoloji yaşayamaz. Düşünün Margaret Teacher gibi haftada bir gün kiliseye giden bir insan böyle bir materyalist fikre sahip. İnancının temeli düşmanlığa dayanıyor.

Hitler de böyle söylüyordu. “Alman ırkı üstün ırktır; daha üstün olmamız için bize harp lazım harp, harp, harp” diyordu. “Gelişmek için düşman olacak savaşacaksın” diye inanıyorlar, bunlarda insanlık yok. Devam ediyorum, Teacher dedi ki “Rusya çöktüğü için düşmanımız kalmadı zannetmeyin. Eğer kalmasaydı yeni bir düşman ihdas etmemiz lazım gelirdi. Buna lüzum yok, çünkü düşmanımız vardır  o da İslam’dır.” 1990’da İskoçya’daki NATO toplantısının arkasından Amerika’daki NATO manevraları da düşman rengi olarak kırmızı yerine yeşil kullanmaya başladı. Ve düşman şehirlerin ismi de Müslüman şehirlerin isimleri ile değiştirildi. Eskiden kırmızı renk Rusya ile anılırdı, şimdi 1990’dan sonra yeşil rengi düşman rengi saydılar ve Müslüman şehirleri düşman şehirler olarak manevralarında kullanmaya başladılar.

 

Şimdi 20. Haçlı Seferi’ni yapıyorlar

Birinci Cihan Harbi’ni, 19’uncu Haçlı Seferi olarak yaptılar. Ana hedef Osmanlı’yı yıkıp, bu topraklardan İslam’ı yok ederek Büyük İsrail’i kurmaktı. bizim ceddimiz Çanakkale destanıyla bütün insanlığı en büyük felaketten kurtardı. Onlar şimdi 20. Haçlı Seferi’ni yapıyorlar. Maksatları yine aynı. Eğer biz görevimizi yapmazsak onları Çanakkale’den geçirmemiş olmamızın hiçbir manası kalmaz. Önümüzdeki seçimler bu yüzden tarihi bir öneme sahiptir. Eğer 22 Temmuz’da bir kez daha aldanır, sağcı ya da solcu olmaları bir mana ifade etmez;  işbirlikçileri iktidara getirirseniz Çanakkale’de kapıdan kovduklarınız bu kez bacadan girmiş olurlar.

Böylece 20’nci haçlı seferi başlamıştır. 19’ncu haçlı seferi Birinci Cihan Harbi’dir. Geldiler bizim ecdadımız bunları Çanakkale’den bırakmadı. Ve hedefine ulaşamadılar. Büyük İsrail’i kuramadılar

Çanakkale’yi geçselerdi ne yapacaklardı? İstanbul’u alacaklardı, büyük İsrail’i kuracaklardı, dünyayı bugün Filistin gibi kan gölüne çevireceklerdi. Ecdadımız bunu bildiği için tıpkı Selçuklular, Osmanlılar gibi, onlar nasıl haçlı seferleri geri püskürttülerse, 19’ncu haçlı seferi de böylece dedelerimiz tarafından geri püskürtülerek insanlık kurtarıldı.

Fakat 92 sene sonra kapıdan kovduklarımız şimdi bacadan içeri girmeye çalışıyor. Bu seçim bunun seçimidir. Neden? Çünkü 1990’da bu kararı verdikten sonra önce planlarını yaptılar. NATO’nun hedefini değiştirdiler. Avrupa Birliği ile fikirlerini ayarladılar. Üç dört sene bunun için geçti. Bunun arkasından bir de baktılar ki takdiri ilahi Türkiye’de Refah Partisi iktidara geldi. Refah Partisi varken hiçbir şey yapamayız önce bunu önlemeliyiz dediler. Bunun için ne yaptılar? Refah Partisi’nin ortağından istifade ettiler. Onun içerisindeki 50 kişiyi hükümete destek vermekten korkutarak geri çektirdiler ve böyle bir hile ile Meclis’teki çoğunluğu engellediler. Arkasından taklitçi partileri, işbirlikçi partileri, siyonizmle, ırkçı emperyalizmle işbirlikçi olan partileri işbaşına getirdiler. Bildiğiniz gibi 5 sene 2’li 3’lü çeşitli partiler geldi, İşbirlikçi partiler. Bunlar zamanında Haim Nahum doktrini uygulanması için alt yapı hazırlandı.

AKP ile planlarını uyguluyorlar

Refah Partisi’nin önünü kesmeye çalıştılar. Ona güç yetiremeyince ortağını budadılar.  Daha sonraki ikili, üçlü koalisyon dönemlerinde Türkiye’yi Haim Nahum planının uygulanabileceği bir hale getirdiler. AKP döneminde ise bu planı bütün şiddetiyle uyguladılar. Bu plan Türkiye’nin yumuşak lokma haline getirilmesi planıdır. Çünkü onlar için Lozan’ın hiçbir hükmü yok. Esas olan Sevr’dir. Lozan sadece bir moladır. Haim Nahum onlara bunu öğretti.

Haim Nahum doktrini nedir? Türkiye’yi savaşla yutamazsınız, yumuşak lokma yaparak yutun. Bunun için Türk insanını aç bırakın, işsiz bırakın, borca esir edin ve dininden uzaklaştırın dört görevi yerine getirin o zaman bunları kolayca yutarsınız. 19’ncu haçlı seferinde niçin yutamadınız? 5 sene Cihan harbi, 5 sene İstiklal savaşı yaptınız çünkü bunlarda iman var. Onun için yutamadınız. Öyleyse bir mola verelim bunları dininden uzaklaştıralım sonra yutalım. Lozan’ı onlar bu şartla imzaladılar. Asıl olan Sevr dediler, bir mola vermek için Lozan’ı imzaladılar ve bunun uygulamak için 80 senedir çalışıyorlar. En son AKP’yi getirmek suretiyle, onu taşeron olarak kullandılar ve bu planlarını en başarılı biçimde tatbik ettiler. Ne yaptılar Refah Partisi’nin arkasından? Önce Afganistan’ı aldılar. Neden? Çin ve Hindistan’ı Ortadoğu’daki çıkarlarına karışmaması için yolu kestiler. Sonra Irak’ı aldılar; çünkü Irak onların sözünü dinlemiyordu ve arzı mevudun parçasıydı. Onun arkasından Suriye ve Lübnan’ı taciz ettiler, Filistin ile savaşı zaten sürekli yapmaktadırlar. Ama Lübnan’da Hizbullah’a yenildiler. Bunun üzerine planlarını değiştirdiler. Dediler ki biz Lübnan’ı silahla işgal edeceğimize, Türkiye’de bizim her emrimizi yerine getiren AKP iktidarı var; onlara emrederiz, Türk askerini gönderttiririz, onun vasıtasıyla Hizbullah’ı silahtan tecrit ederiz.

Türk askeri Lübnan’a neden gitti?

Bizim askerimiz Lübnan’da ne arıyor? Savaşı önleyip, barışı sağlamak için gönderilmiş bir asker ise savaş çıkartan kim? İsrail! Niçin bizim askerimiz İsrail’e gönderilmiyor, kökünden kessin savaşı? Çünkü maksat savaşı önlemek değil, İsrail’e hizmet etmek. AKP yönetimi ondan dolayı onların talimatıyla, onların arzusuyla tuttu askerimizi Lübnan’a gönderdi. Şimdi asker Lübnan’da nefesi kesik 22 Temmuz seçimini bekliyor.

Şimdi ırkçı emperyalizm bütün gücüyle AKP’yi tekrar iktidara getirmek için çalışıyor. Getirdiği takdirde Hizbullah’a karşı silahtan tecrit uygulaması hayata geçirilecek. Bunun bahanesi hazırdır. ‘Efendim biz barış için gittik, biz bir şey yapmıyorduk onlar bize hücum ettiler, kendimizi savunmak için onlarla savaştık’ diyeceklerdir. Bu bahaneyle Hizbullah’ı silahtan tecrit edecekler. İsrail Lübnan’a girecek, kendi planlarını söylüyorum... İncirlik üstünden aldığı misket bombalarını ve Amerikan füzelerini kullanarak Türkiye’deki AKP döneminde yapılmış manevi işgali maddi işgalle tamamlayarak siyonizmin planlarını gerçekleştirmiş olacaklar.

Bunun adı Büyük Oyun’dur

Bütün zulümler, işgaller, ülkelerin manevi ve ekonomik tahribata maruz bırakılması Büyük İsrail’i kurmak içindir. Eğer milletimizi bir kez daha aldatıp AKP’yi işbaşına getirirlerse önce Lübnan’ı işgal edecekler. Daha sonra manevi olarak işgal ettikleri bizim ülkemizi de işgal edecekler. Onun için 22 Temmuz seçimleri diğer seçimlere benzemez. Öbür seçimlerde ülkemizin iyi ya da kötü idare edilmesi sözkonusuydu. Oysa bu seçimde var olmak, ya da yok olmak sözkonusu.

Büyük İsrail’i kurmak için kurulmuş olan bu planın adı büyük oyundur. Bu büyük oyunu bilmeden, ne yapılan olayları anlamamız mümkündür ne de 22 Temmuz seçiminde neye oy vereceğimizi takdir etmek mümkündür. İşte plan budur. 22 Temmuz’da maazallah tekrar milleti aldatıp AKP’yi işbaşına getirecek olurlarsa bunun arkası Türkiye’nin işgaline gider ve yok olmaya gider. Olay bu kadar mühimdir. Onun için bu seçim başka seçimlere benzemez. Başka seçimlerde ülkenin iyi veya kötü idaresi söz konusu idi burada ise var olmak ya da yok olmak söz konusudur.  Biz 92 sene önce Çanakkale’de bu ırkçı emperyalizm güçlerini, bütün dünyadan toplayıp gönderdiği 600 bin askeri geri gönderdik, Çanakkale’yi geçirmedik,  Büyük İsrail’i kurdurmadık. Böylece dedelerimiz siyonistlerin yer yüzünü kan gölüne döndürmesini önledi. Şimdi 92 sene sonra kapıdan kovduklarımız bacadan girmek için bu seçimi nefesi kesik bekliyor. Bu seçim o sebepten dolayı Çanakkale savaşından daha mühimdir. Niçin daha mühimdir? Maazallah, bu seçim ile AKP işbaşına gelirse İsrail Suriye ve Lübnan’ı alıp gelip bizi işgal edecek olursa, Allah muhafaza buyursun bunların planını söylüyorum, bu takdirde onları Çanakkale’den kovmamızın bir kıymeti kalmayacak ki. Geçselerdi ne yapacaklardı? İstanbul’u alıp Büyük İsrail’i kuracaklardı. Şimdi gelip büyük İsrail’i kurdukları zaman 92 sene evvel geçirmemiş olmamızın bir kıymeti kalmaz. Gaye tahakkuk etmiş olur. Çanakkale’ye niçin geldilerse onun gayesini de tahakkuk ettirmiş olurlar bu 22 Temmuz seçimi ile.

Saadet Partisi’ne oy vermek var olmak demektir

Onun için bu 22 Temmuz seçimi Çanakkale savaşından bile daha mühimdir. Önce bu gerçeği idrak etmemiz lazım. Vatanımız, milletimizin birliği bütünlüğü, var olmak, davamızın sürdürülebilir olması için bu seçimde mutlaka tek kurtuluş çaresi olarak oyumuzu Milli Görüşe, Saadet Partisi’ne vermeye mecburuz. Şimdi bulunduğumuz nokta böyle bir noktadır. Bu noktada tabi milletimiz ne yapacak?  Milletçe yapmaya mecbur olduğumuz şey gerçekleri bütün halkımıza anlatmak. Çünkü netice seçimle tayin ediliyor. İnsanlarımızın önümüzdeki seçimde yok olmaya değil var olmaya, oy vermeleri, önümüzdeki seçimde köleliğe sömürülmeye değil yeniden dünyanın öncüsü olmaya karar vermelerini sağlamamız lazım. Bunu sağlamak için milletimize ne anlatacağız?

Ey millet, şu son 11 yıla bir bakın

Refah Partisi, tıpkı bugünki gibi bir yıkım ortamında geldi. Gelirgelmez sizlere üç büyük hizmette bulundu. Önce ekonomik yıkımı durdurdu. Bunu bir kuruş yeni vergi koymadan, zam yapmadan, bütünüyle milli kaynakları harekete geçirerek gerçekleştirdi. Başörtüsü zulmü yaşatmadı, Kur’an Kursu yasağı uygulatmadı. İmam Hatip liselerine en büyük ihtimamı gösterdi ve işbirlikçilerin tam tersine davranarak manevi tahribatı durdurdu. Hiçbir yabancı ülkeyle ilişkileri bozmadan İslâm ülkelerini bir araya getirerek D-8’i kurdu ve Yeni Bir Dünya’nın yolunu açtı. Ama onun arkasından iktidara gelen sağcı ve solcu işbirlikçiler bütün bu başarılı hizmetleri tekrar durdurarak yeniden manevi tahribata başladılar. Ülkemizi yeniden ekonomik yıkıma ve dış politika faciasına maruz bıraktılar.

Anlatacağımız en mühim şey şu yaşadığımız son 11 seneyi milletimize güzelce bir kere daha hatırlatacağız. Ey aziz millet, 75 milyon insan, hepinize hitap ediyoruz: Son 11 senede ne yaşadık biran için hatırlayın. 1996 yılının Haziran’ın 26’sında Refah Partisi yani Milli Görüş iktidara geldi. Gelir gelmez Temmuz ayına 4 gün var. Temmuz memur katsayısının tayin edildiği gündür. Ne yaptı? 3 büyük hamle yaptı. Bir tanesi aynı bugün gibi aç kalmış, işsiz kalmış, borca esir olmuş bir Türkiye’nin ekonomisini ekonomik yıkımı durdurdu ve tam tersine büyük bir ekonomi kalkınma hamlesini başardı. Refah Partisi’nin, Erbakan Hükümeti’nin en büyük başarılardan bir tanesi, ekonomik kalkınmadır, ekonomiyi kurtarmasıdır. Ekonomik yıkımı durdurup, tam tersine bir büyük kalkınma hamlesine çevirmesidir.

İkinci yapmış olduğu büyük bir iş, o güne kadar yapılmış olan manevi tahribatı durdurup manevi kalkınma yapmasıdır. Üçüncüsü dış politikadaki şahsiyetsiz davranışları değiştirip Yeniden Büyük Türkiye’yi, Yeni Bir Dünya’yı kurmak için şahsiyetli dış politika uygulamasıdır. Ve Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulmasını başlatmasıdır böylece…

Türkiye’ye yakışan bütçeyi Milli Görüş yapabilir

Bunları milletimiz çok iyi biliyor ve hatırlıyor. Sadece iki kelime ile ifade edecek olursak milletimize hatırlatmak için söyleyeceğimiz şey şudur: Biz geldiğimiz zaman bütçe 50 milyar dolardı. Böyle bir ülkenin 50 milyar dolarla yönetilmesi mümkün değildir. Ne olacak? Mutlaka bütçeye ilave gelir temin etmemiz gerekiyor. Bu geliri rant ekonomisi ile borç alarak, faiz ödeyerek temin etmek milleti ezmekten başka bir mana taşımaz. Bunun yerine reel ekonomi ile, milletin kendi kaynakları ile bu geliri temin etmemiz lazım geliyordu. Biz ilk 6 ayın içerisinde 35 milyar dolarlık ilave kaynak temin ettik. 50 milyar dolarlık bütçeye 35 milyar dolar temin edildi, bu senede 70 milyar dolar yapar. Yani yıllık bütçe 50 milyar dolar biz 70 milyar dolarlık kaynak temin edecek şekilde bir büyük hamle yaptık.

Milli Görüş’le işbirlikçilik arasındaki fark

Milli Görüş’le diğerleri arasındaki fark her zaman ortadadır. Ne zaman onlar işbaşına gelmişlerse bu milletin hakkı hep faize, rantiyeye aktarılmıştır. Ne zaman Milli Görüşçü bir iktidar gelmişse  milletin hakkı yeniden millete verilmiştir. Refah Partisi iktidarı bunun en çarpıcı, en açık, en son örneğidir.

Nasıl yaptık? Bir kuruş zam yapmadık, bir kuruşluk vergi koymadık, bir kuruşluk borç almadık.

Nereden bulduk bu parayı?

Cenabı Hakk’ın milletimize verdiği nimetleri servete çevirerek ve yanlış politikaları düzelterek. Bak yine hesabını veriyoruz. Bu 35 milyar doların 10 milyar dolarını faizden kurtardık. 1996 yılının devlet bütçesini açacak olursanız 24 milyar dolar faiz ödenecek diye hazırlanmıştı bütçe. Ama senenin ortasında biz geldik. Bizim geldiğimiz vakte kadar 14 milyar dolarlık taahhüde girmişlerdi faiz olarak ödemek üzere bu kısmını kurtaramadık. Fakat biz geldikten sonra borçlanmayı durdurduk. Ve 6 ayın içerisinde 10 milyar doları faizden kurtardık.

Neyle kurtardık? Havuz sistemiyle...

Ne demek havuz sistemi?

Devletin bütçesi hazırlanıyor. Üçer aylık arayla takriben 10 bir devlet dairesinin parası gönderiliyor. Bizden önceki yönetimler devlet dairelerine, kamu kurumlarına gönderilmiş olan bu paraları düşük faizlerle özel bankalara yatırıyor. Özel bankalardan da çok daha yüksek faizlerle kendisi alıp kullanıyor. Böylece özel bankaları destekliyor. Rant ekonomisi dolayısıyla ve ırkçı emperyalizmin, IMF’nin emirleri dolayısıyla.

Biz ne yaptık?

10 bin tane kamu kuruluşunun mali imkânlarını bir elektronik beyinde topladık. Devletin nesi varsa gördük. ‘Bütün özel bankalardaki paralarınızı devlet bankasına götüreceksiniz’ dedik. Bu elektronik hazırlık yaklaşık bir ay sürdü. Bir baktık ki devletimizin çok parası var. O vakit devlet Bakanı olarak görev yapan Fehim Adak beye söylediğim sözü halen hatırlıyorum. “Yahu Fehim bey, biz ne kadar zenginmişiz. Bu kadar parayı nasıl harcayacağız şimdi” demiştim. Çünkü devletimizin muazzam imkânı olduğunu gördük.

İzmir’de TEDAŞ elektrik parası topluyor özel bir bankaya yatırıyor topladığı bu paraları. O günün şartlarında yüzde 40 faizle yatırıyor. O özel banka aynı parayı yüzde 150 faizle devlete veriyor. Çünkü Elazığ’da Karayolları’na para lazım. Onun parası bitmiş. O parayı temin etmek için devlet borçlanıyor özel bankalara yüzde 150 faizle. Peki, özel bankanın devlete borç olarak verdiği para kimin? Devletin. Devlet kendi parasını yüzde 40’la özel bankaya yatırıyor ama yüzde 150 faizle yine kendi parasını borç olarak alıyor. Bizden önce bu yolla 14 milyar dolar borçlanılmış, faiz ödenmiş

Biz havuzu kurup da, TEDAŞ’ın parasını hiç faizsiz bir şekilde Elazığ’da ki Karayollarına verince devlet borçlanmaktan kurtuldu, rahat bir nefes aldı. Ve böylece ikinci 6 ayda 10 milyar dolar faizden kurtardık. Fakir fukaranın parasını rantiyeye, dış güçlere, ırkçı emperyalizme, bizi yok etmek isteyenlere vermekten kurtardık. Yaptığımız iş bu kadar mühimdir.

10 milyar dolar buradan geldi. Bize kadar bütün KİT’ler her sene 5 milyar dolar zarar ediyordu. Devlet rakamlarıyla konuşuyorum. Biz o sene KİT’lere 2 milyar dolar kâr ettirdik. Bunlar gelince devlet kuruluşları zarar ediyor, biz gelince kâr ediyor. Çünkü at sahibine göre kişner. Biz gelince kâr eder, onlar gelince zarar eder.

Sürekli zarar eden KİT’ler biz gelince kâr ediyor

KİT’ler niye zara eder?

Çünkü onlar gelince idareyi IMF’ye teslim eder. IMF KİT’leri zarar ettirmek için çalıştırıyor. Eğer kâr eden bir KİT’in umum müdürü varsa bunu tayin ettiriyor. Zarar etsin, yabancılara ucuz fiyata satılsın, böylece Türkiye çürütülsün, yok edilsin. IMF dediğiniz; ırkçı emperyalizmin kuruluşudur. Bunun için bütün KİT’ler bir düzen içinde zarar ettiriliyor. Vakit geniş olsa ben size isimlerle ne misaller sayarım. Hangi kuruluşun kâr ettiğini ve kâr ettiği için neden genel müdürünün nerelere tayin edildiğini bizden önce... Böylece KİT’ler zarar ederken kâra geçirilince eksi 5’ten artı 2’ye geçirildiği için 7 milyar dolar bütçemize imkân gelmiş oldu.

13 milyar dolar da kaynak paketleriyle temin ettik. Kaynak paketi demek devletin kendi parasından kendisi istifade edemiyor. Mesela Ziraat Bankası’nın 27 milyar dolar köylüye, çiftçiye hizmet etmek için rezervi var. Daha önceki hükümet, “Avrupa bizi zengin olarak görsün. Bunun için rezervlerinizi Avrupa bankalarında tutacaksınız” demiş. Umum müdür bize böyle söylemişti. Ne yaptınız peki? “İngiltere’de şubemiz vardı oraya gönderdik” dedi. Orası ne yaptı bu parayı? Efendim Avrupa’daki bankalar bu kadar büyük parayı korumak için bizden şu kadar faiz istiyorlar, kira parası istiyorlar, koruma parası istiyorlar. Faiz vermiyorlar. Orada bir Türk bankası vardı. (Adını vermek istemiyorum) O bu paramıza yüzde 5 vermeyi teklif etti. Biz de bu rezervimizi onlara verdik. Yüzde 5 aldığınız bu parayı ne yaptınız? “O banka yüzde 150 faiz ile devlete borç olarak verdi.” Derhal bu parayı buraya getireceksiniz diye emir verdik. Kendi paramızı getirttirmek için bir sene muharebe yaptık. Mekanizma öyle bir kurulmuş ki; emir vermen yetmiyor. Azimle, gayretle, bıkmadan, usanmadan takip edeceksiniz. Her ne kadar öyle bir büyük paramız orada var ise de bir kısmı bloke edilmiş getirilemiyor. Bana bak niçin şöyle diyerek bu blokajı kurtarmıyorsun? Biz onlara bu şekilde fikir veriyoruz. Ertesi gün başka bir sorunla geliyorlar. Bu parayı getirtebilmek için bir sene uğraştık, mücadele ettik.  Bunun gibi devletin kendi imkânlarını başkalarına hizmet edecek yere devlete hizmet eder hale getirdik. Ve 6 ayın içerisinde 13 milyar dolarlık devlete imkân temin ettik.

Ne oldu şimdi?

10 milyar dolar faizden kurtardık,  7 milyar dolar KİT’lerden, 13 milyar dolar da kaynak paketlerden imkân sağladık. Toplam 30 milyar dolar ek bir kaynak temin etmiş olduk.

Onlar gelirse rantiyeye, biz gelirsek millete akar

 Milli Görüş siyaset sahnesine çıktığından beri, özellikle de son on bir yıldır milletimiz her şeyi ayan beyan görüp izlemekte. Hak ile batıl arasındaki fark ne kadar net ve açıksa, Milli Görüş ile diğerleri arasındaki fark da o kadar net ve açık. İster sağcı, ister solcu işbirlikçi olsun, onları temsil eden hangi parti işbaşına gelirse gelsin, mutlaka milletten alıp onlara veriyor. Oysa Milli Görüş milletin hakkını sadece millete veriyor.

30 milyar doları ne yaptık?

İşçiye, memura, köylüye, emekliye verdik. Biz 26 Haziran’da işe başladık. 1 Temmuzda memur katsayı artışı olacaktı. Nasıl işe başladığımızı biliyorsunuz. Yüzde 50 zamla besmeleyi çektik. Memur hayatında sevinmediği kadar sevindi. Çünkü böyle bir şeyi hiç görmemiş. 6 ayda bu paraları toplayınca bu sefer bir yüzde 30, bir yüzde 25 daha zam verdik. 100 alan memur, 6 ay sonra 250 almaya başladı. Sadece memura vermedik, aynı zamanda tabi emeklilerin hepsine verdik.

Bilhassa Bağ-Kur emeklilerine… 100 alan emekliye 300, eğer maaşı düşükse 1000 verdik.

Öbür taraftan köylü…

Bütün ürün taban fiyatlarını yükselttik. Her türlü tarım desteklerini artırdık. Bizden önce 100 alan köylüye 312 verdik.

100 alan işçiye 212 verdik. Böylece; köylülerin, emeklilerin, memurların, işçilerin, çiftçilerin eli para gördü. Öyle ki; şimdi ben Türkiye’nin neresine gitsem bir yaşlı nine karşıma çıkıyor: “Erbakan sen misin” diye soruyor? Evet benim diyorum. Koşup ellerime sarılıyor. “Allah senden razı olsun, Bağ-Kur emeklisiyim. Şu kadar maaş alıyordum. 80 milyon lira zam aldım. Senden sonra bir şey görmedik. Eğer sen o zammı yapmasaydın ben bugün ekmek alamayacaktım.”

Bir amca koşuyor elime sarılıyor, bana “sen Erbakan mısın” diye soruyor. “Yahu senin zamanında muhasebeci ile tartıştım diyor. Çünkü bana maaşımı verdiği zaman muhasebeciye dedim ki evladım başına bir iş gelir, benim maaşım bu kadar yüksek değil, sen bana fazla para veriyorsun. Sonra senden hesap sorarlar, verdiğin parayı tekrar kontrol et dedim” diyor. “Muhasebeci bana dedi ki Erbakan hükümetin başına geçti, Erbakan hükümeti geldi. Tekrar tekrar kontrol ettik bu paralar senin hakkındır. Sen al bu paraları güle güle harca dedi.”

Kimseyi açlıktan inletmeyeceksin; bu devletin şerefiyle ilgilidir

Şimdi bir memur 500 lira alıyor. Ev kirası 400 lira. Geçinemiyor. Açlar sınıfının içerisinde inim inim inliyor devletin memuru. Bu devletin şerefi ve haysiyetiyle ilgili bir konudur. Şimdi böyle bir memuru çağırın ve deyin ki 22 Temmuz’da Saadet Partisi iktidara gelecek sen 500 lira değil, 1500 lira alacaksın. Bunu desen adam aklını oynatır. Biz yapacağımızı değil, yaptığımızı konuşuyoruz. Böylece biz bu paraları köylüye, çiftçiye, işçiye, emekliye, memura, dul ve yetime verince bunlar gittiler esnaftan mal aldılar. Esnaf üreticiye gitti bana daha çok mal ver dedi. Üretici işsiz adama geldi seni de çalıştıracağım dedi. Ekonomi böylece bütünüyle bir bereket dönemi içerisine girdi. Ve bu esnada biz gelince gördük ki,  fakir fukara fonunda bulunan paraları borç faizlerine ödüyorlar. Türkiye genelindeki  fakirleri tespit ettirdik. Köy muhtarları, imamları, öğretmenleri, parti teşkilatları ve diğer ilgili kişilerle beraber. Tespit edilen fakirleri bilgisayarlara kaydettik. Bizim bu konu ile ilgili Devlet Bakanımız Prof. Dr. Sacit Günbey’e verdiğimiz ilk emir bu olmuştur. Fakirler tespit edilsin ve bir tane aç açık kalmayacak. Fakir fukara fonundaki paraları bunlara verdiğiniz zaman bayram ettiler. Bu para onların kendi hakları ama bizim iktidara geldiğimiz zamana kadar ki hükümetler fakir fukaranın hakkı olan paraları da alıp faize vermişler. Biz fakir fukaraya yardım ettiğimiz için Cenabı Allah bize yardım etti. Ve biz iyi niyetle hareket ettiğimiz için bunları kendimiz planlamış değiliz. Ortaya çıkan sonuçlara kendimiz bile şaşırdık. Yahu biz birden bire nasıl zengin olduk. Birden bire bu halk nasıl bu refaha kavuştu. Birden bire bu ekonomik atılım nasıl gerçekleşiyor. Biz de şaşırmaya başladık. İşte Milli Görüş budur.

Milli Görüş; Önce Ahlâk ve Maneviyat demektir

Bir yandan da bütün bu hamleleri yaparken manevi kalkınma hamlesi yaptık. 600 İmam Hatip Okulu vardı, 600 bin çocuğumuz okuyordu. 5 bin Kur’an kursumuz vardı, 50 bin çocuğumuz okuyordu. Ve milyonlarca imam hatip okulu mezunu var idi. Her sene de 100 binden fazla kişi imam hatip okulundan mezun oluyordu. Bizim her zaman meşhur bir sözümüz vardır. Bir ülkenin asıl gücü tankı, parası değildir. İnançlı evlatlarıdır. Ondan dolayıdır ki memleketimize en hayırlı hizmetleri yaptığımıza inanıyoruz. Evlatlarımıza milli ve manevi değerleri öğrettiğimiz için. Bizim zamanımızda hiçbir zaman başörtüsü zulmü yaptırmadık. Bizim zamanımızda inanan insanlar inanç hürriyetlerini en mükemmel şekilde kullandılar. Kimseye inancından dolayı baskı yapılmasına müsaade etmedik. Böylece bir büyük maddi ve manevi kalkınma hamlesi yürütüldü.

Dış politika faciasından Şahsiyetli Dış Politika’ya

Yaptığımız en mühim şeylerden bir tanesi ise; bizim D-8’i kurarak Yeni Bir Dünyanın kuruluşunu başlatmamızdır. 15 Ekim 1996’da yani iş başına geldikten 3 ay sonra ilk işimiz 60 tane İslam ülkesinin dışişleri bakanlarını Çırağan’da toplamak oldu. Dedik ki; ey bakanlar bu İslam Konferansı çok iyi niyetle kurulmuştur Kral Faysal zamanında, 1969’da. Ancak şimdi 1996’dayız. Aradan bu kadar zaman geçtiği halde maalesef hizmetlerini yapamamıştır, engellenmiştir. Şimdi Türkiye’de Refah Partisi, Milli Görüş işbaşına geldi. Onun için değişeceğiz. Biz gerçekten hizmet eden bir kuruluş haline döneceğiz. Bunu yapmak için devlet başkanlarınızı bir ay sonra Çırağan Sarayı’na davet ediyoruz. Haber verin gelsinler. Bunu söylediğimiz zaman bir ülkenin temsilcisi söz aldı. Efendim kusura bakmayın, bir ay sonra benim devlet başkanımın başka ülke ziyareti var gelemez, öbürü söz aldı, milli günümüzdür gelemez, öbürü söz aldı, filanca devlet başkanı bizi ziyarete gelecek gelemez. Allah Allah; bir toplantı günü tayin edemiyoruz. İşte o zaman dedik ki 15 Eylül 1996’da Çırağan Sarayı’nda ki İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda; arkadaşlar böyle çalışma olmaz. Biz nüfusu 60 milyondan büyük olan 8 tane Müslüman ülkenin başkanıyla toplanarak çekirdek bir kuruluş oluşturacağız. D–8 adını verdiğimiz bu çekirdekle ilk önce D-60’ları, sonrasında ise bütün ezilen D-160 ülkeyi toplamak üzere. Daha kurarken bütün bunlar planlandı. Ve bu 160 ülkeyi birleştirdiğimiz zaman yeni bir Yalta Konferansı yapacağız. 2. Yalta Konferansı. Bu Yalta Konferansı’nda bugünkü zulüm dünyası yerine saadet dünyasının temel esaslarını va’z etmek suretiyle dünyayı değiştireceğiz. Bunun kararını biz 15 Ekim 1996’da aldık. 8 ay içerisinde bu konu ile ilgili çalışmalar yapıldı. 15 Haziran 1997’de D-8’ler devlet başkanlarının imzalarıyla Çırağan Sarayı’nda kuruldu. Ve Yeni Bir Dünya’nın temeli atıldı.

Saadet Partisi gelecek ve D-8’in ne olduğunu dünya görecek

1990’da ırkçı emperyalizm “biz kendi dünyamızı kuracağız” diye karar aldı. 6 sene sonra ise Müslüman ülkeler, “Hayır sizin zulüm dünyanızı değil biz kendi saadet dünyamızı kuracağız” diye 6 sene sonra karar aldık. Bunu Refah Partisi yapmıştır. Ve böylece yeni bir dünyanın kurulması başlatılmıştır. Siz o zamandan bu zamana kadar D-8’lerin başlangıçtaki bir yılda yapılmış olan muazzam çalışmalara mukabil önemli adımlar atamadığına bakmayın. Bu proje tek kurtuluş çaresidir. Mutlaka gerçekleşecektir. Şimdi 22 Temmuz’da Saadet Partisi geldiği zaman D-8’lerin ne olduğunu bütün insanlık görecek. Ve yeni bir dünyanın nasıl kurulduğunu da hep beraber takip edeceğiz inşallah.

Biz işte böylece bir sene gibi kısa bir sürede içerisinde bu hamleleri yaptık. Ekonomik yıkımı durdurduk, ekonomik kalkınma hamlesini başlattık. Manevi tahribatı durdurduk, manevi kalkınma hamlesini başlattık. Dış politika faciasını durdurduk, yeni bir dünyanın kuruluşunu başlattık. Böylece Türkiye, şahsiyetli bir dış politikaya kavuşarak, insanlarını saadet ve refaha kavuşturarak büyük gelişmelerin ortaya konduğu bir dönemi yaşamıştır.

Onlar zulüm düzeni sürsün istiyorlar

Irkçı emperyalistler büyük oyunu tamamlamak için Refah Partisi’nden sonra sağcı ve solcu işbirlikçileri işbaşına getirerek Türkiye’mizi bu oyuna hazırladılar. Peşinden pazarlıkla AKP’yi getirerek Türkiye’yi aç bıraktılar. İşsiz bıraktılar. Borca esir ettiler. Bunları IMF ile yaptılar. Manevi tahribatlarını ise Avrupa Uyum Komisyonuyla gerçekleştirdiler. Defalarca oynadıkları bu oyunu her seferinde Milli Görüş işbaşına gelerek bozdu. Şimdi 22 Temmuz’da Saadet Partisi gelecek ve Allah’ın izniyle ülkemiz yok olmaktan kurtarılacak.

Büyük planı oynayan ırkçı güçlerin elbette böyle bir şey hoşlarına gitmedi. Çeşitli entrikalarla, ortağımızı kullanmak suretiyle bunu engellediler. Arkadan 5 sene işbirlikçi koalisyonlar dönemini yaşadık. Bu dönemde dışarıdan insanlar getirdiler ve alt yapıyı kurdular. Bugünkü düzenin alt yapısını. Millet nasıl fakirleştirilecek? Haim Nahum doktrini nasıl uygulanacak? Millet nasıl aç, işsiz bırakılacak, borca esir edilecek ve dininden, inancından nasıl uzaklaştırılacak? IMF ilk üçünü yaptı

Aç bırakma, işsiz bırakma, borca esir etme. Avrupa uyum komisyonu ise dininden uzaklaştırma vazifesini üstlendi. Böylece alt yapı yapıldı. Sonra arkasından bunu en kıza zamanda bütün gücüyle intaç etmek için AKP’yi iktidara getirdiler ırkçı emperyalistler. Onlar getirdiler. Pazarlıkla getirdiler. Ve onu bir taşeron gibi kullanarak son 5 sene esnasında Türkiye’deki ekonomik yıkım, manevi tahribat ve aynı zamanda da dış politika faciası dönemi yaşandı. Şimdi bugün, ülkemiz parçalanma ve yok olma noktasına getirilmiş bulunmaktadır.

İşte son 10 senede yaşadıklarımız bunlardır. Bu yaşadıklarımızın içerisinde AKP ne yapmıştır da Türkiye’yi yıkım noktasına getirmiştir? Bizim yaptıklarımızın tam tersini yapmıştır. Bunlar Milli Görüş gömleğini çıkardılar. Hidayetleri karardı. Hayırla şerri ayıramaz oldular. Hayır diye şerre hizmet ettiler. Ve böylece ülkemizi, milletimizi, insanımızı ve bütün insanlığı perişan ettiler. Çünkü Türkiye büyük bir ülkedir. Böyle bir ülkenin yönetimi bu kabil böyle çoluk çocuğun, tecrübesiz insanların eline bırakılamaz. Bırakılırsa böyle olur.

AKP, onlara olan borcunu ödüyor

Ne yaptı AKP işbaşına gelir gelmez? Kendisini getiren güçlerden dolayı önce bütün ekonomiyi IMF’ye teslim etti. Onun arkasından bütün gücüyle manevi tahribat yürütüldü. Ve dış politika faciası gerçekleştirildi.

IMF ekonomiyi eline alır almaz ne yaptı?

Bunun için inşallah önümüzdeki günlerde, 28 Haziran’da başlı başına bir ilmi konferans vereceğiz. Bu konferansta bunları detayları ile milletimize göstermek, anlatmak, tanıtmak imkânımız olacak İnşallah.

Şimdi sizinle yaptığımız bu röportajda sadece bir iki noktasına temas etmekle, açıklamakla iktifa etmek istiyorum.

Bu elimde gördüğünüz şema IMF’yi, Türkiye’nin ekonomik idaresini milli iradeden tecrit politikasını gösteriyor. Ne yapmış IMF? İşbirlikçi koalisyonlar zamanında IMF ne yapmış? Önce bir defa tutmuş bir takım üst kurullar kurmuş. Bunlar siyasi iradeye bağlı değil. Kime bağlı? IMF’ye bağlı. Merkez Bankası özerk olacak, hükümet karışmayacak demiş. Kim karışacak peki? IMF karışacak. Devlet Planlamayı tasfiye etmiş. Kalkınma ajansları kurmuş. Türkiye’yi 24’e bölmüş, Türkiye parçalansın diye. Her bir bölge ayrı bir ekonomik bölgedir. Ve her bölge kendi planını kendi yapacak diyor. Bölgelerarası yardımlaşma ve işbirliği yoktur. Bu bölgeler ayrı ayrı birer parça olsun diye. Anadolu’da bağımsız bir devlet kalmasın diye. Bir büyük planın parçası olarak kalkınma ajansları adı altında yapıyorlar bunu. Diyarbakır bir bölge, kendi kendine bütün kendisini planlayacak. Ayrı bir devletmiş gibi. Kim yapıyor bunu? IMF yapıyor. Ve aynı zamanda da böylece hükümetten ekonominin bütün idaresini kopartıp alıyor özerk kuruluşlarla. Bunu iki sebepten yapıyor.

1- İstediği gibi at oynatsın.

2- Bu hükümetin yaşayamayacağını biliyor. Yarın mutlaka Milli Görüş işi eline alacak onu da biliyor. Milli Görüş geldiği zaman bu yapı hazır olsun gene bir şey yapamasın iplerin ucu bizim elimizde olsun diye bunu yaptı.

Devlet içinde devlet. Bir Tarım Bakanlığı var, bir de Şeker Yüksek Kurulu var. Pancara o karar veriyor. Bir Hazine var, bir de Merkez Bankası var. Kararı Merkez Bankası veriyor. Böylece devletin içerisinde bir devlet kurdu. Asıl devleti ise idareden çekti. Bu alt yapıyı hazırladı. Sonradan AKP’yi getirdi. AKP’nin yaptığı iş nedir? AKP muslukçu başı. Emir verdi, aç muslukları dedi. Enstalasyon döşenmiş. Bütün halkın imkânları sırtından kan olarak emilip dış güçlere gönderilmesi için bütün tertibat alınmış. Şimdi halkın bütün imkânlarını topla ve dışarıya taşı diye emir verdiler. AKP’nin de 5 seneden beri yaptığı budur. AKP’nin ekonomide yürütme ile bir alakası yok. Atın üzerinde bulunan jokey IMF. AKP’nin kendisi at yarışı spikeri. Biliyorsunuz Tayyip bir kere ata binmeye kalkıştı. Onda da da yere düştü. Atın üzerinde jokey duruyor. O sadece, paranın değeri yükseldi, enflasyon düştü, sarı at koştu, kırmızı at yetişti, beyaz at atak yaptı, kır at yetişiyor diyen spiker gibi spikerlik yapıyor aklı sıra. Bu spikerliği yaparken de milleti aldatmaya çalışıyor eline verilen rakamlardan dolayı. Nedir bu eline verilen rakamlarla yaptığı aldatma. Hiç uzun boylu gitmemize lüzum yok

GELİR-FAİZ ÖDEMELERİ İLİŞKİSİ

Bak ben size sadece bir tanesini anlatayım. Bunların bu milleti nasıl aldattığını göstermek için. Şimdi bak şurada bir grafik var. Bu grafik ne gösteriyor AKP döneminde 2003’ten 2006’ya kadar milli gelir nasıl artmış. Şu siyah çizgiler milli gelirin nasıl arttığını gösteriyor. Bu beyazlar ise faizi gösteriyor. Gayri safi milli gelirin içerisine faiz de konmuş. Bak dikkat edin ne gösteriyorum şimdi. Şuradaki siyahı görüyorsun, şuraya kadar diyor gayri safi milli gelir arttı. Ne kadar? 35 milyar dolar. 2006 yılında arttı. Faiz ne kadar artmış 70 milyar dolar. Bu kime gidiyor, rantiyeye gidiyor. Dış güçlere gidiyor. Bu 35’in içinden 70’i çıkarırsan, millete giden 35 milyar dolar azalmış olur. Milli Gelirdeki azalmayı arttırma diye ifade ediyor faizi koyarak. Bu faizden millete bir fayda yok. Bu faiz sadece soygunculara gidiyor. Sen bunu milli gelirin içerisine koyup ne yapıyorsun. Halka ne gidiyor arkadaş?  Onun için bak biz bu gerçekleri millete açık bir şekilde göstermek için şu açıklamaları yapmak ihtiyacı duyuyoruz. Bu AKP’nin aldatmasını gösteriyor. Diyor ki, efendim ekonomi gelişti. Neyle gelişmiş, sıcak dövizle. Bunlar binanın kapısından girmiş, AKP asansörüne gitmiş işbirlikçilere rantiyecilere gitmiş onlar da terastan helikopterle siyonizme göndermişler. Diğer katlarda oturan işçi, emekli, memur bu gelirlerden hiçbir şekilde istifade edemiyor. Halbuki biz 54. hükümette ne yaptık? Bütün bu paraları memura, işçiye, emekliye, çiftçiye verdik, bizim asansörümüz milli görüş asansörü saadet asansörü ile, rantiyeye de ancak kendi hakkını verdik dikkat ederseniz..

Millet aldatılmaya çalışılıyor. Bu aldatma nasıl gerçekleştiriliyor. Bu gerçekleştirilirken, ben size şu listeyi göstereyim. Bunları etraflıca konferansta açıklayacağız, dört koldan soyuluyor. Şu halkımız, işçi, memur, esnaf, çiftçi hepsi bunun içinde. Ne ile soyuluyor? IMF’nin  soygun düzeni ile. Ne ile soyuluyor, IMF’nin organizasyonu ve bürokrasisi ile. Ne ile soyuluyor, peşkeş ve aktarma ile, ne ile soyuluyor vergiler ve faiz ile. Dört koldan halk soyuluyor. Halktan toplanan bu imkanlar rantiye havuzuna gidiyor. Bizim havuz sistemimiz var onların da havuz sistemi var. Bizim havuzumuz işçiye memura köylüye veriyor. Onların havuz sistemi siyonizme para veriyor, kendilerine yakın olana para veriyor, işbirlikçi medya ve rantiyeye para veriyor. Halk soyuluyor, bunlar zenginleşiyor. Bu soygunun yapılması için IMF’nin kendisinin işbaşına gelir gelmez verdiği emirleri okuyorum size:

 

IMF’nin 14 tane emri:

Tarım ve diğer alanlarda istihdam yasaklanacak. Herkes işsiz kalacak. Haim Nahum doktrini böyle istiyor. Çalışanların ücretleri arttırılmayacak. Herkes aç kalacak. Yatırım yapılmayacak, herkes işsiz ve aç kalsın diye. Sanayi kuruluşlarında hammadde için KDV yüzde 18, mamul mallar için yüzde 8 olacak. Sen bir şey üreteceksen alırken yüzde 18 ödeyeceksin, satarken yüzde 8 ödeyeceksin. Üretim gerçekleştirilen tüm sahalarda vergi alınacak. Enerji ve hammadde pahalı olacak. Sanayi kuruluşları çalışmasın diye. Tarıma destek verilmeyecek tarım üretimi yasaklanacak veya kısıtlanacak. Faizlerin vaktinde ödenmesi için harcamalar azami kısılacak. Üretimi engellemek için her şeyin ihracatın ve ithalatının engellenmesi için döviz kuru düşük tutulacak ve faiz oranı yüksek tutulacak. İstihdam üretim ve ihracat temellerine dayanan reel ekonomiye geçilmeyecek. Süratle reel ekonomi yok edilerek rant ekonomisine geçilecek, rant ekonomisi ile de sadece rantiyeci zenginleştirilecek. Sanayi ve Tarım teşviki ortadan kaldırılacak ve her şey dışardan alınacak. Sadece devlet değil, özel sektör vatandaşlar da dışarıya borçlanacak. Bankalar yanında reel sektörler de firmalar da dış borçlanmaya esir edilecek. Karlı ve stratejik kitler de süratle yabancılara satılacak. Yabancı sermaye adı altında bankalar, gayrimenkuller, telekomünikasyon şirketleri yabancılara satılacak, ülkenin bütün yer altı kaynakları yabancılara verilecek.

IMF’nin 14 tane temel emri ve esası budur. Şimdi bunları uygularken de IMF şu soygun düzenlerini yapmış bulunuyor. Bak burada IMF’nin 11 tane soygun düzeni gösterilmiş bulunuyor.

200 milyar dolar milletten alınıp onlara veriliyor

IMF bunu Haim Nahum doktrini uygulamak için yapıyor. Ekonomik sorumluluk değil. Hiç alakası yok.

Ne demiş, evet Merkez Bankası devletindir, Hazine devletindir ama hazine Merkez Bankası’ndan para alıp kullanamaz, niye? Alırsa faizsiz olur. Ne olacakmış? Merkez Bankası piyasa yapan dışarıya bağlı 10 tane bankaya para verecekmiş, düşük faizle. Onlar yüksek faizle hazineye verecekmiş. Şunları biz anlattığımız zaman dinleyenler çıldıracaklar. Ya Merkez Bankası devletin değil mi? Hazine devletin değil mi? Neden Merkez Bankası’ndaki parayı ben illa faiz ödeyerek alayım yahu? Alır kullanırım, niçin bunun için rantiyeye dış güçlere faiz ödeyeceğim? Bu ne demek biliyor musun? 50 milyar böylece ödeniyor. Merkez Bankası kendisi ayrıca piyasadan para çekmek için borçlanıyor. Lüzumsuz yere 5 milyar borçlanıyor. Kamu kuruluşları borçlanıyor, lüzumsuz yere 5 milyar dolar. Vatandaşların kredi kartları dolayısıyla 5 milyar dolar borçlanıyor. Vatandaşa faiz ödettiriyorlar bu bankalara. Bankaların çoğunun sahibi yabancılar. Esasında bir yerde rantiyecilerdir. Sıcak dövize 20 milyar dolar ödeniyor. Bunlar hep halkı soymak. Reel sektör dışardan aldığı paradan dolayı 5 milyar dolar borçlanıyor. Bankacılık sistemi ayrıca 5 milyar dolar ödüyor dışarıya. Türkiye’deki yabancı firmalar 7 milyar dolar kâr ödüyor dışarıya. Döviz kurlarından dış ticaret açığı verildiği için 50 milyar dolar dışarıya gidiyor. Taşımacılık, gemicilik, bizim gemilerimiz boş duruyor, yunan gemileri taşımacılık yapıyor 10 milyar dolar onlara para veriliyor. Bundan başka Türkiye’de bankalarda cari döviz mevduatı tutmaktadır. Çok az miktarda. Yani Türkiye’deki bankalar paraları dışarıda tutuyor çok düşük faizlerle. Onlar istifade ediyor bizim paramızdan. İhtiyaçları üzerinde ihtiyati döviz mevduatı tutuyorlar. Yüksek faizli fonları yabancılara çok düşük faizle veriyorlar. Bu ne yapıyor biliyor musun? 200 milyar dolar yapıyor.

Şimdi bu sene Mazallah AKP’yi iktidar yapacak olursan, 5 sene sonra bu 425 milyar dolara çıkacak. 5 sene sonra bizim milli gelirimiz ne olacak? 500 milyar dolar yapacak. 425 milyar doları faize gidecek. Biz ancak milli gelirin yüzde 17’sini kullanacağız, 83’ünü düşmanlarımıza vereceğiz bizi yok etsin diye. Bu böyle gitmez.

Tatil günü faiz ödüyorsun

Bu saydıklarım ana gruptur. Her ana grubun altında bir de alt  soygun grubu var.

Her biri içinde. Şimdi devletin parası varken borçlanıyor. Hiç lüzumu yok borçlanıyor. Neden? Faiz ödenecek. Lüzumundan çok borçlanıyor. Hadi borçlanıyorsun gereği kadar borçlan, hayır. Azami derecede borçlanıyor 2.5 milyar dolar borçlanıyor. Rantiyeden borçlanıyor onlar 2 milyar dolar ediyor. Rantiye devletin parasını devlete borç veriyor. Merkez Bankası rantiyenin fonlarından cumartesi ve Pazar günleri borç alıyor. Cumartesi-Pazar sen iş yapacak değilsin ya. İki günlüğüne faiz alıyorlar. Merkez bankası tatil. Tatil günü için neden ben senden borç para alıp vereyim ya. Hikaye konuşmuyoruz uygulamayı konuşuyoruz. Sadece bu yüzden dolayı bir milyar dolar zarar ediyor Merkez Bankası. Borçlanma senetleri yüzünden bankalar kâr ediyor. Onlardan alacaksın, onlara komisyon ödeyeceksin. Devletin devlete olan borcu tasfiye edilmiyor. Bunlar için ayrıca faiz ödettiriliyor. Şimdi Merkez Bankası borcunu ödedikten sonra borçlanması lazım. Ben piyasaya Salı günü borcumu ödedim. Piyasada para bollandı faiz düştü. Cuma günü borcu almam lazım. Tam tersini yapıyor, Cuma günü piyasaya para veriyor, paranın en az olduğu Salı günü borç alıyor. Kim yapıyor bunu rantiye yapıyor.

Bizim Fatih’in doktora tezi ne biliyor musunuz? Rantiye- politika ilişkisi. Yani rantiye devleti nasıl kullanıyor. Bunları bir bir vesikalarıyla ortaya koymak. Hazine paranın en fazla olduğu Cuma günü borçlanma yapacağına paranın en dar olduğu Salı günü yapıyor. Şu söylediğim kalemler 10 kalemdir bu, 20 milyar dolar zarara neden oluyor. Kim yapıyor bunu IMF yapıyor.

Tahribatları saymakla bitmez

Öbür taraftan ne yapmış, manevi tahribat. Saymakla bitmez yapılanları. Gelmiş İHL’leri kapatmış, Kur’an kurslarını kapatmış, 15 yaşından küçüğe dini eğitimi yasaklamış, bunu öğretecek olan babasına hapis cezasını koymuş, zina suç  değildir demiş. KOBİ kredisi çıkaracağına, domuz kredisi çıkarmış. Domuz kasaplık hayvandır demiş.

Başörtüsü zulmünün bedelini ödeyemem diyor. Oysa söz verdin. Bedelini aldın bunun oy olarak. Yerine getirmen lazım. Hayır, bundan Siyonizm hoşlanmaz, ben siyonizmin hoşlanmadığı bir şeyi yapamam, yoksa beni parçalar süpürür. Bu bedeli ödeyemem. İşte böylece milletimiz inim inim inim inledi. Haim Nahum doktrinin Türkiye’yi dinden uzaklaştıracaksınız planı uygulanmış oldu. Dinden uzaklaştırmak iki türlü olur. 1- Dini yasaklarsınız 2- Dini değiştirirsiniz. İki koldan da çalışılıyor. Diyalog, dinler bahçesi, medeniyetler buluşması adı altında dinin değiştirilmesine çalışılıyor. Bizzat kamu kurumu olan MEB, bizim en mühim manevi mefhumlarımızı yasaklayan genelge yayınlıyor. Gazi, cihad demeyeceksin. Kur’an-ı Kerim mealleri basıyorlar, bu meallerin içerisinde ayeti kerimelerin bir kısmı yazılmıyor. Neden? Siyonizm bundan hoşlanmazmış.

Din değiştirilmeye çalışılıyor. Böylece tabi insanlığa milletimize en büyük kötülük yapılmış oluyor bu beş seneden beri devam ediyor.

Nedir bu dış politika faciası

Dış politika faciasına gelince hiç konuşmaya gerek yok. Deli gibi ortaya çıktılar, Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözüm değildir diye işe başladılar. Kim dürtüklüyor sizi, ne lüzum var bu söze. Sen böyle söyleyince Yunanistan, “‘Kıbrıs’ı ver” dedi.

IMF Neyi Emrediyor? İşte 14 Emir:

Tarımda, sanayide ve hizmetlerde istihdam yasaklanacaktır.

Çalışanların ücretleri artırılmayacaktır.

Yatırım yapılmayacaktır. Sanayi kuruluşlarında hammaddeler için KDV% 18, mamul mallar için % 8 olacak. Üretimi gerçekleştiren tüm safhalarda azami vergi alınacaktır. Enerji ve hammadde pahalı olacaktır.

Tarıma destek verilmeyecektir. Tarım üretimi yasaklanacak veya kotalarla kısıtlanacaktır. Tarım üretiminde maliyet zararı mucip olacaktır.

Faizlerin vaktinde ve emniyetle ödenmesi için bütçede faiz dışı fazla azami derecede yüksek tutulacak buna karşılık faiz dışı harcamalar azami derecede kısılacaktır.

Üretimi engellemek, her şeyin ihracat yerine ithal edilmesi ve sıcak dövizin daha büyük rant elde etmek için; döviz kuru düşük tutulacak buna karşılık faiz oranları sürekli yüksek tutulacak ve dünyanın en yüksek faiz oranları Türkiye’de olacaktır.

İstihdam, üretim ve ihracat temellerine dayanan reel ekonomiye geçilmeyecek.

Süratle reel ekonomi yok edilerek rant ekonomisine dönüşülecek ve bu rant ekonomisiyle de sadece rantiye zengin edilecektir.

Sanayi ve tarım teşvikleri ortadan kaldırılacak böylece her şey dışarıdan alınacaktır.

Sadece devlet değil, özel sektör ve vatandaşlar da dışarıya borçlandırılacak.

Bankaların yanında reel sektör firmaları da dış borçlanmaya esir edilecek.

Kârlı ve stratejik KİT’ler süratle yabancılara düşük bedellerle satılacak.

Yabancı sermaye adı altında bankalar, gayrimenkuller, telekomünikasyon şirketleri yabancılara satılacak.

Ülkenin bütün millî müesseseleri ve yeraltı kaynakları yabancılara verilecektir.

Milletin temsilcisi sadece Millî Görüş’tür

22 Temmuz 2007 tarihinde seçime girecek partilerin listesi evraklara sığmayacak kadar çok olsa da, dikkatli bakıldığında seçime üç partinin gireceği görülmektedir. Bunlardan birincisi Saadet Partisi’dir. Diğer ikisi ise CHP ve AKP.

Bu üç partinin yapıp ettiklerine ve halka söylediklerine bir kez daha dikkatlice bakılırsa bu kez seçime sadece iki partinin gireceği görülecektir. Bu iki partiden birincisi milleti temsil eden Saadet Partisi, ikincisi de diğerleridir.

Saadet dışındakiler, “Ben daha çok AB’ciyim. Ben daha çok Amerikancıyım. Ben daha çok IMF’ciyim. İsrail’i esas baş müttefik ben sayıyorum” yarışındalar. Sadece Saadet Partisi “Ben Millî Görüşçü’yüm, milletin partisiyim” diyor.

Kayıkçı dövüşü ile milleti aldatıyorlar

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’la Ankara Balgat’taki konutunda gerçekleştirdiğimiz mülakata kaldığımız yerden devam ediyoruz. Erbakan’ın uyarıcı, yön gösterici ve sadece Türkiye’mizin değil, insanlığın kurtuluşuna vesile olacak görüşlerini okudukça; “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeniden Bir Dünya”nın ne kadar elzem olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

Nedir bu dış politika faciası

Dış politika faciasına gelince hiç konuşmaya gerek yok. Deli gibi ortaya çıktılar, Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözüm değildir diye işe başladılar. Kim dürtüklüyor sizi, ne lüzum var bu söze. Sen böyle söyleyince Yunanistan, “‘Kıbrıs’ı ver” dedi Tuttun verdin. Ondan sonra Kıbrıs AB’ye girdi sesini çıkarmadın. Halk partisinin de sesi çıkmıyor dikkat edin. Çünkü ikisi de işbirlikçi. İkisi de amerikancı ikisi de Avrupa Birlikçi ikisi de IMF’ci aralarında hiç fark yok. Tahribat dedin mi ikisi hemen işbirliği içindeler. Kıbrıs gitti. Irakta ABD’yi desteklediler. Meclis tezkereyi reddettiği halde Milli Savunma Bakanı  ne diyor, biz hükümet olarak hava sahamızda 4000 sortiye müsaade ettik diyor. Ne yaptı bunlar Irak’taki Müslüman kardeşlerimizi bombaladılar. Bunların müsaadesiyle. Ben Amerikan askerlerine dua ediyorum diyor. İsrail bizim stratejik ortağımız diyor, ben BOP eş başkanıyım diyor. Ve böylece Türkiye’yi parçalama noktasına getirmiş bulunuyorlar. Zaten patrikhane ekümenikliğini ilan etti ona sesini çıkarmıyor.  AB’ye gireceğim diye 30 sene müzakere edecek her gün ne vereceğini  konuşacak. Müzakere dediğin bu. Adı da ilerleme müzakeresi. Şu hakarete bak. Bizim medeniyetimiz geriymiş, onların ki, ileriymiş, biz onların seviyesine gelecekmişiz sonra bakacakmış, biz bu emirleri hazmetmiş miyiz? sonra da referandum yapacakmış, ucu da açık olacakmış. Gelmiş bunun havai fişeğini kutluyor, Kızılay’da.

Kızılay’da İslâm Birliği kutlanacak

Sağcı olsun solcu olsun, bu işbirlikçiler Türkiye’yi adım adım yok olma noktasında getirdiler. İşte on bir yıllık tahribatları ve Milli Görüş’ün bu tahribatları bertaraf etmek için gösterdiği büyük gayret ortada. 22 Temmuz’a bir aydan az zaman kaldı. Şimdi bize düşen en büyük vazife milletimize hem bu tahribatları hem de kurtuluş yolunu anlatmamızdır. Onlar gelirse papazın heykeli önünde diz çökerler, Millî Görüş gelirse İslâm Birliği kurulur. Her şey ortada.

Yapılması icab eden ne? 22 Temmuz’da Saadet Partisi gelecek. Biz Allah’ın izniyle aynı Kızılay’da İslam birliğinin havai fişeğini atacağız. AB’den hiçbir hayır gelmez. Bu da çok açık bir gerçektir. Çünkü o papanın heykelinin önünde imzaladıkları statünün içinde “bizim temelimiz hristiyanlıktır, dinimizdir, kültürümüzdür ve tarihimizdir” tesbitleri var. Öyleyse bu AB neymiş, bunu öğrenmek istersen nerden öğreneceksin Papazdan öğreneceksin. Çünkü temeli oymuş. Şimdi papaza gittin soruyorsun, ey papaz efendi ben sizin medeniyetinizi öğrenmek istiyorum. Bana söyler misiniz sizin Allah anlayışınız nasıldır? Papaz ne diyor, Haşa Allah üçtür diyor. Kim bunlar, İsa; Meryem ve ruhül Kudüs. Ya papaz efendi Allah hiç 3 olur mu? Allah yaratan, yaşatan, yönetendir. Hangisi hangisini yaşatıyor, hangisi hangi yıldızı yaratmış, aralarında ihtilaf çıkarsa kim hakem oluyor? “Höööööt, dur bakalım bana böyle şeyler soramazsın. Burası kilise. Bu soruları bu aklı dışarıda bırakacaksın, ben sana iman söylüyorum, sen bunu aynen kabul edeceksin.” Bu nasıl din yahu?

Peki insana ne gözle bakıyorsun? “insan günahla doğar. Vaftizle temizlenecekmiş, günah çıkartırken de ömür boyu kilisenin kontrolünde kalacakmış. Peki, çevreye tabiata ne gözle bakıyorsun?  İnsan tabiatın sahibidir diyor. Bizim ecdadımız eski Roma eski Yunan’dır diyor. Nasıl onlar işgal ettikleri yerlere sahip olmuşlarsa bizim inancımız budur diyor. Nasıl firavunlar biz sizin ilahınız dediyse bizim inancımız budur diyor. Eski Mısır’ı en büyük medeniyet olarak örnek alıyor kendisine. Bizim peygamberimiz ne buyuruyor? Kıyamet kopacaksa bile bir ağaç  dikiyorsanız onu dikin, çünkü sizin geriye bıraktığınız emanetler gelişmiş olarak bırakmak en büyük emanettir. Biz tabiatın sahibi değil, emanetçisiyiz. bizimkine bak, onlarınkine bak. Hiç böyle bir düşünceden, bu batıl düşünceden saadet çıkar mı? Mübarek İslam dinini bırakacaksın, gideceksin onların dinine gireceksin, medeniyetine gireceksin, sadece vahşetin içerisinde onların içinde yok olup gideceksin. Bunları bir deli bile yapmaz.

Millet olarak Milli Görüş nedir yaşadık. İşbirlikçi nedir yaşadık. İşbirlikçiler 5 sene, koalisyonlar halinde geldiler. Türkiye’de Haim Nahum planının uygulanması için koalisyon döneminde hazırlık yapıldı. Sonra AKP getirildi. Bu plan bütün gücüyle uygulandı ve Türkiye bugünkü felaket noktasına getirildi. Bu gördüğümüz 11 yıllık dönem içerisinde bir gerçek ortaya çıktı. O da Millî Görüşsüz olmuyor. Onun için Saadet Partisi’nin bu seçimdeki ana sloganı; SENSİZ OLMUYOR! Yaşadığımız 11 yıl bunu çok açık bir şekilde ispat etmiştir. Şimdi Türkiye bir parçalanma, yok olma noktasına getirilmiş bulunuyor. 22 temmuz, seçiminde biz Türkiye yok mu olacak, yoksa tekrar lider ülke mi olacak ona karar vereceğiz. Bu kadar önemli bir seçimde önümüzdeki 4 haftalık müddette anlatmamız lazım gelen önemli konular şunlardır. Sadece bu 11 yılı hatırlatmak yetmez. Milletimize bu durum karşısında yapacağımızı söyleyeceğiz.

Zaman Milli Kurtuluş Harekâtını destekleme zamanıdır

Biz tabi, tarih boyunca bugünkü düştüğümüz noktaya ilk defa düşmüyoruz Birçok defa düştük. Hepsinden Millîi Görüş’e sarılarak kurtulduk. Mesela Malazgirt Zaferi’ni biz Milli Görüş’le kazandık. Timur geldi 1402’de Anadolu’yu işgal etti. Ama biz 1453’te Millî Görüş vasıtası ile İstanbul’u fethettik. 1918’de Sevr’i imzalattırdılar, ama Milli Görüş ile İstiklal Harbimizi yaptık. Her şey yok oldu bitti zannedildiğinde bu millet çözüm bulmuş; o çözümde de Milli Görüş’tür. Bugün de bu tarihi dönüm noktasında kurtuluşun yolu Milli Görüş’ün etrafından toplanmaktır. Bundan dolayı da Saadet Partisi olarak Türkiyemiz’de bir Milli Kurtuluş Harekatı başlatılmıştır. Bu Milli Kurtuluş Harekatı’na bütün vatanseverlerin hepsi katılacaktır, katılmaktadır. Demin de söyledik, bugün Saadet Partisi’nin AKP’den yüzde 20 oy alacağı vardır. Bunlar oraya o günün etkisi ile tesadüfen gitmiştir, yoksa yuvaları Saadet Partisi’dir. Bunun yanında ANAP seçime girmiyor, onun tabanının vereceği oy Saadet Partisi’dir. Çünkü hepsi vatanını milletini seven insanlardır. BBP seçime girmiyor, oy vereceği yer Saadet Partisi’dir. Diğer partilerin içerisinde işbirlikçi yönetimleri tasvip etmeyen büyük taban kütleleri var. Bunlar da Saadet Partisi’nde toplanacaktır. Dolayısıyla 22 Temmuz seçimlerinden Saadet Partisi’nin en büyük parti olarak çıkması Türkiye’yi kurtarması için şartları cenabı hak böylece hazırlamıştır.

Bizim bu hazırlanmış olan şartları hızlandırmamız bu sonucu elde etmek için elimizden gelen gayreti göstermemiz lazım. Bu çalışmalarımızda demin söyledim, 11 yılda ne gördük, millet bundan gereken dersi alsın. Milletimiz büyük oyun nedir küçük oyun nedir bunu iyice anlasın. Çünkü işbirlikçilerin televizyonları ve gazeteleri milleti narkozluyor. Narkozlanmış olan millet gerçekleri kolay kolay göremiyor. Ferasetli inançlı insanların bundan dolayı, tebliğ, davet, ve cihad vazifelerini canla başla yapmaları lazım. Yani bu kardeşlerimizi uyandırmaları ülkeyi ve insanlığı kurtarmaları lazım. Büyük oyun  demek Büyük İsrail’in kurulması demektir. Irkçı emperyalizm 5700 senedir bunun için çalışıyor. Şimdi de 20. Haçlı Seferini başlattı. Bunu gerçekleştirmek için Türkiye’yi yok etmek istiyor. Önce bu gerçeği bileceğiz. Ve bu AKP döneminde yapılmış olayların münferit olaylar olmadığını, fotoğrafın bütününe baktığımız zaman uygulanan planın büyük bir plan olduğunu, Haim Nahum doktrinin bütün yönleriyle tatbikata konduğunu görmek ve göstermek mecburiyetindeyiz. Fotoğrafın bütünü gösteriyor ki, olaylar basit değildir, altımızdaki toprak kaymaktadır. Yok olmak tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bu büyük oyunu milletimizin fark etmesi lazım. Futbol takımı seçer gibi oy verecek değiliz, vatanını milletini seven insanlar olarak oy vereceğiz. Onun için Saadet Partisi’ne, Milli Görüş’e oy vereceğiz.

Milletimize “küçük oyunu” da anlatacağız

Haim Nahum planını uygulamak isteyenler bu büyük oyunu başarmak için bir de küçük oyun oynuyorlar. Bu küçük oyunun adı horoz dövüşüdür. Akıllarısıra millete diyorlar ki, bakın, ne güzel demokrasi var. Solu istiyorsan CHP’ye, sağı istiyorsan AKP’ye oy vereceksin. İşte küçük oyunun adı, aslı bu. Yahu, CHP’de işbirlikçi, senin menfaatlerin için çalışıyor, AKP de işbirlikçi! Neden ben senin menfaatlerin için çalışan işbirlikçilere oy vereceğim de, benim menfaatlerimi tahakkuk ettiren Saadet Partisi’ne oy vermeyeceğim? Hayır, ben 22 Temmuz’a kadar canla başla çalışıp Saadet Partisi’ni işbaşına getireceğim. Böylece kendimi yine kendim yöneteceğim.

Milletimize anlatmak zorunda olduğumuz ikinci gerçek ise küçük oyundur. Küçük oyun dediğimiz, işbirlikçiler halkımızı aldatmak için ne yapıyor? Halkımıza iki tane kukla parti gösteriyor. Kendisinin kolaylıkla istediği gibi kullanabileceği partiler. Her seçimde ve her ülkede bunu yapmaktadır. Bu seçimde ne yapıyor? Bir CHP, AKP oyunu yapıyorlar. Bunlar aralarında bir kayıkçı kavgası yapıyorlar. Sanki bu millet CHP ya da AKP’den birisini seçmeye mecburmuş gibi. Bunların ikisi  de işbirlikçi ikisi de IMF’ci, Avrupa Birlikçi, Amerikancı. İkisi de dış güçlerin birer kuklası. İkisine de oy versen bir şey değişmez. Kayıkçı dövüşü ile milleti aldatıyorlar. İstersen solcu işbirlikçiyi istersen sağcı işbirlikçiyi seç. Solu istersen işte CHP, sağı istersen AKP. Bunların ikisi de işbirlikçi. Sağı solu yok ki, bunların ikisi de senin partilerin yahu. Sana hizmet eden partiler. Senin oyununa gelmeye mecbur muyum? Sen bu oyunu ABD’de  oynuyorsun, Ortadoğu’da oynuyorsun, Türkiye’de 50 yıldır oynuyorsun. Milli Görüş senin bu oyununu kaç kez bozdu. Millet olarak bu oyunu yine bozacağız. Senin oyununu millete tanıtmak suretiyle. Bunlara her zaman şunları söylüyoruz. Bre işbirlikçiler, bu artistliği nereden öğrendiniz? Saadet Partisi’ni yok göstermek için öyle oyunlar yapıyorsunuz ki, aklınız fikriniz Saadet Partisi’nde. Bu milletin çocuklarının Saadet Partili olduğunu siz herkesten daha iyi biliyorsunuz. Saadet Partisi’nin her zaman en büyük parti olduğunu siz ne yaparsanız yapın iktidara geleceğini siz daha iyi biliyorsunuz. Dudağınız niye uçuklamış? Boynunuzu kırıp başınızı kırıp AKP var CHP var diye halka numara yaparken, bir de bakıyorsunuz dudağınız uçuklamış. Niye dudağınız uçukluyor. Çünkü aklınız fikriniz hep, Saadet Partisi’nde. Siz sadece artistik yapıyorsunuz. Bu oyununuz sökmez. Sizin yapmış olduğunuz iş asıl ev sahibini gözlerden kaçırmak, Milli Görüş dediğimiz nedir? Şehidi şehit yapan, gaziyi gazi yapan manadır. Asıl ev sahipleri onlardır. Siz kendi emirlerinizi tutacak olan partileri millete gösterip, aldatma oyunu oynamak istiyorsunuz. Milletimiz bunu yutmayacaktır, kabul etmeyecektir ve harakiri yapmayacaktır. Sizin söylediklerinizi seçmeyecektir. Çünkü bunların hangisi seçilirse seçilsin hiçbir şey değişmeyecektir. Sonunda Türkiye yok olmaya götürülür. Bu seçime 16 partinin değil, iki partinin girdiğini millete anlatacağız. Bunlardan birisi Saadet Partisi Milli Görüştür, öbürü de diğerleridir.

Diğerlerinin hepsi işbirlikçidir. Aralarında hiçbir fark yoktur. Hangisini getirirseniz getirin hiçbir şey değişmeyecektir. Bunlar 10 yıldan beri denedik, gördük ve arasında bir fark olmadığını pekala milletimiz açık bir şekilde görmüştür. Bu kayıkçı kavgasına milletimiz aldanmayacaktır. Bunlar her akşam  televizyonlara çıkıp saman çuvalı dolusu konuşmalar yapıyorlar halkı aldatmak için. Halkımızı uyarıyoruz, boş lafları dinlemeyin, bunların hiçbirisi bir şey yapamaz, yapamamışlardır, yapmaları da mümkün değildir. Çünkü bunlar işbirlikçidir, dış güçlere bağlıdırlar. Dış güçler de bizi yok etmek istemektedirler. Milli Görüşe dönmeden kurtuluş mümkün değildir.

Bu bir referandumdur

Halkımıza anlatacağımız diğer konu da bunun bir seçim değil, bir referandum olmasıdır. Ey millet neye oy veriyorsun, futbol takımı tutar gibi oy vermiyorsun, dünyaya ve ahiretteki yerini seçiyorsun. İstikbalini tayin ediyorsun, kendin için oy veriyorsun, ve sana bu seçimde şu sualler soruluyor. Sen AB’ye teslim olup köle mi olmak istiyorsun, yoksa Türkiye’nin öncülüğünde yeni bir dünyanın kurulmasını mı istiyorsun?    

Elbette yeni bir dünyanın olmasını istiyorsun. O zaman oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin. İki milyon insan yerini yurdunu terk etmiş, büyükşehirlerde, varoşlarda inim inim inliyor. Yaşam mücadelesi veriyor. Ülkemizde 5 milyon işsiz var. 15 milyon aç insan var. 40 milyon fakir var. Sen bu sefaleti mi istiyorsun, yoksa bütün ülkenin insanlarının mesut bir şekilde yaşamasını mı istiyorsun.?.. Onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin. Sen köle olmak mı istiyorsun Avrupa’ya, yoksa efendi olmak mı istiyorsun? 

Onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin. Parçalanıp yok olmak mı istiyorsun, yoksa vatanının milletinin bütünlüğünü mü istiyorsun; IMF’ye esir olmak mı istiyorsun, yoksa milli ekonomi mi istiyorsun? Onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin. Sömürülmek yerine herkese adil paylaşım, herkese refah mı istiyorsun; onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin. Vahşet yerine barış ve kardeşlik mi istiyorsun; onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin. Materyalist bir anlayış yerine manevi bir kalkınma mı istiyorsun; onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin.

Kaba kuvvet yerine hakkı üstün tutmak mı istiyorsun; onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin. Açlığa, işsizliğe, borca boyun eğmek yerine, iş istihdam mı istiyorsun; onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin. Gayri adil düzen yerine, yeni bir dünya kurulmasını mı; istiyorsun, ırkçı emperyalizmin planları ile yok olmak yerine, tarihteki şerefli yerini almak mı istiyorsun; Onun için oyunu Saadet Partisi’ne vereceksin.

Üç şeye hayır, üç şeye evet diyeceğiz

Milletimize anlatacağımız bir diğer gerçek de şudur:

Biz bu seçimde millet olarak 3 şeye hayır diyeceğiz, 3 şeye evet diyeceğiz. Saadet Partisi’ne oy vermekle, işbirlikçilere oy vermek arasındaki fark budur. İşbirlikçilere oy verirsen sömürülürsün, sömürülmeye hayır diyeceğiz, Saadet Partisi’ne onun için oy vereceğiz. Köleleştirilmeye hayır diyeceğiz. Yok edilmeye hayır diyeceğiz, İsrail’e vilayet olmak istemiyoruz. Onun için bu işbirlikçilere oy veremeyiz. Saadet’e oy vermeye mecburuz. Tam tersine Yaşanabilir Bir Türkiye istiyoruz, onun için Saadet Partisi’ne oy vereceğiz. Yeniden Büyük Türkiye istiyoruz. Yeni Bir Dünya istiyoruz. Onun için oyumuzu Saadet Partisi’ne vereceğiz. Her şey apaçık gözler önündedir. Bundan dolayı milletimizle bu millî kurtuluş harekatını hedefine ulaştıracağız. 22 Temmuz gününü bayram yapacağız.

CHP ile AKP’nin üçer tane kırık plağı var

Şimdi milletimize söyleyeceğimiz bir diğer şey de bu AKP, CHP kayıkçı dövüşüne aldanmamalıdır. Bak açık bir şekilde ifade ediyoruz. CHP’nin 3 tane kırık plağı var. Milletimizi bunlarla aldatacaklarını zannediyorlar bu ırkçı emperyalizm. Bu kuklar da, bu üç plakla ben bu milleti kandırırım diye düşünüyor. Nedir bu plaklar? İşte CHP’ninkiler:

Efendim bu AKP var ya, Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmeye çalışıyor. Eeee, laikliği ortadan kaldırmaya çalışıyor. Eeee.. Yaşamımıza karışmaya çalışıyor. Onun için AKP’ye oy vermeyin bize oy verin. Sana oy vereceğiz yine ırkçı emperyalizme IMF’ye teslim edeceksin. Sen iktidara geldin, her şeyi berbat ettin. Sen IMF’cisin senden hayır gelmez. Sen Amerikancısın, sen Avrupa Birlikçisin. Buna mukabil AKP ne diyor? İşte onun kırık plakları:

Ben işlerimi yapacağım ama cumhurbaşkanı engel oluyor. Diğer plakta bu plak. Bana muhtıra veriyorlar onun için yapamıyorum ikinci plak bu. Üçüncü plak ise ne yapalım ABD ve İsrail’le çatışalım mı? Böylece Amerika ve İsrail’in her isteğini yerine getirmeyi kendine farz sayıyor. Plakları bunlardır. Bu sözlerin hiçbirisi milletin asıl gündemi ile ilgili değildir. Milletin asıl gündemi açlık, işsizliktir. İlaca bile para vermiyor bu devlet, götürüp her şeyi faize veriyor. Milletin asıl gündemi terördür. Milletin asıl gündemi yok olmak, parçalanmaktır. Bunları bir tarafa bırakıp bu kırık plakları çala çala milleti kandıracaklarını zannediyorlar ama bu oyun sökmeyecektir. Bu sebepten dolayıdır ki, milletimiz gerçekleri görüyor ve 22 Temmuz kurtuluş günü olacaktır.

Milletimize üç tane ölçü veriyoruz

Şimdi bizim milletimize tavsiyemiz şu gerçeklerdir. Biz iddiacı değiliz ispatçıyız. Yaptığımız konuşmalar siyaset değil matematiktir. Milletimizin bütün evlatlarına üç tane kriter, ayraç, turnusol kağıdı veriyoruz. Ey aziz milletim, şerefli Türk milletinin evladı, oyunu verirken şunu düşün: Hangi parti maneviyattan bahsediyor. Sadece Saadet Partisi. Maneviyat olmadan hiçbir şey olmaz. O halde Saadet Partisi’nden başka bir kurtuluş yoktur. Bu açık bir gerçektir. Çünkü maneviyat olmadan hiçbir şey olmaz.

İki; hangi parti yeni adil bir düzen kuracağını belirtiyor. Aynı düzeni muhafaza edeceksen, sen bizim 400 milyar dolarlık milli gelirimizin 200 milyar dolarını faizle götürüp düşmanlarımıza, dış güçlere verecek olursan, ismin ne olursa olsun hangi aldatmayı yaparsan yap hiçbir şey fark etmez. Arkadaş sen bu sömürü düzenini değiştirecek misin? Kim söylüyor bunu, Saadet Partisi. O yüzden oyumuzu gidip Saadet Partisi’ne vereceğiz.

Üçüncü kriter nedir? Hangi parti Yeni Bir Dünya’nın kurulması gerektiğini söylüyor. Yeni bir dünya kurulmadan, dünyada saadet elde etmek mümkün değildir. Bugünkü dünya, siyonizmin dünyasıdır. Üç asırdan beri bunu kurmuştur. Dünyanın neresinde, kim, ne mal satarsa üçte biri faiz yoluyla siyonizme gidiyor. Üçte biri vergi olarak devlete gidiyor. Devletler de aldığı verginin yarısını siyonizme ödüyorlar. Böyle bir dünya kurulmuş. İki tane Müslüman ülke birbirine para gönderemez. Siyonist bankaya verecek, o banka götürüp verecek. Uçağın havada serbest uçamaz, IATA üyesi olacaksın, biletin yüzde 9’unu siyonizme vereceksin. Gemiyle denizde gidemezsin, Loyd müsaaden olacak, yüzde 9’unu siyonizme vereceksin. Bu nasıl dünya ya, bu nasıl dünya! Birleşmiş Milletler var, sadece siyonizme çalışıyor. Daha kurulurken hileyle kurulmuş. Sözde demokrasi, insan hakları olacaktı, BM kurulurken. Dünya siyonizmi hileli kurdu bu dünyayı. Nasıl kurdu?

Dedi ki; ‘Efendim bu Birleşmiş Milletler’in bir Güvenlik Konseyi olacak. Bu konseyde 5 tane daimi üye olacak. Bunların da veto hakkı olacak. Amerika dediğin ne, Büyük İsrail. İsrail’in istemediği hiç bir şey olmayacak. Kurulurken daha böyle kuruldu. Şimdi 50-60 yıldır uygulamayı görüyoruz, aynen bu uygulanıyor. 500’den fazla İsrail’in aleyhinde karar var, hiçbiri uygulanmıyor. Hepsi veto ediliyor, Amerika tarafından. Bu nasıl adalet?

Böyle bir dünyada huzur bulmak mümkün mü? Müslüman ülkelere bu kadar haksızlık yapılıyor, ses seda çıkmıyor. Lübnan’a hücum edildi aylarca. BM ne zamanki Hizbullah galip geldi, onun galibiyetini gölgelemek için çıktı geldi. Bosna’da, ne zamanki Müslümanlar Sırpları kovmaya başladı, o kadar yıllık vahşetten sonra çıktı geldi. Barış getirmek için değil, Müslümanlar mutlak hakimiyet elde etmesinler diye. Bu dünya ırkçı emperyalizm dünyasıdır, ifsad dünyasıdır. Böyle bir dünya ile insanların huzur bulması mümkün değildir. Onun için Millî Görüş’ün öncülüğünde D-8 çekirdeği etrafında yeni, adil bir dünyayı kurmaktan başka çare yoktur. Bu sebepten dolayıdır ki kim bunu yapacaksa oyumuzu ona vereceğiz. Başka türlü saadet bulmamız mümkün değildir.

Saadet Partisi ne yapacak?

Biz oylarımızı Saadet Partisi’ne vereceğiz de Saadet Partisi ne yapacak? Saadet Partisi’nin yapacak olduğu şeylerden sadece birkaç tanesini söylemek kafi. Bakınız demin dedim ki  400 milyar doların 200 milyar doları, dış güçlere veriliyor. Bizi yok etsinler diye. 5 yıllık iktidarda bu 1 trilyon dolar eder. 1 trilyon dolarla memleketin bütün meselesi hallolur. İşte Milli Görüş, Saadet Partisi bunları yapacak.

Sayıyorum; devletin iç ve dış borçları ödenecek. Borçsuz bir devlet meydana gelecek ve böylece paralarımız faize gitmeyecek. Herkese yoksulluk sınırının üzerinde maaş verilecek. Bu para bunlara yeter. Herkese sağlık sigortası yapılacak. Herkes eğitim alacak. Her lise mezunu üniversitede istediği bölümde okuma hakkını elde etmiş olacak. Efendim bunları söylüyorsunuz, 1.5 milyon genç var, bunları nerede okutacaksınız? 200 tane daha üniversite açacağız, var mı bir söyleyeceğin. Ne ile açacaksın? Biz çok zenginiz. Bizim milyarlarca dolarımız var. Irkçı emperyalizme vermeyeceğiz, kendi çocuklarımızın tahsiline vereceğiz. Her yere asfalt yol yapacağız Avrupa’da olduğu gibi. Türkiye’nin bütün ana bölgelerine otobanlar yapacağız. Bu paralarla 22 tane GAP yapılır, Türkiye’de. 35 tane Telekom yapılır. 40 tane TÜPRAŞ yapılır. 80 tane ERDEMİR yapılır. Mükemmel bir savunma sanayii kurulur. Her eve her ay 2 bin dolar ek kaynak verilir. 6 milyon işsize iş verilir. Ne demek bunun manası? Türkiye dünyanın en ileri ülkelerinden biri haline gelir.

Yalnız bu işbirlikçi idareciler vasıtasıyla bu imkanlar rantiyenin, dış güçlerin cebine akıtılıyor. Millet bunun için aç kalıyor. Biz bu zulmü yaşamaya mecbur değiliz. Bunlar üzerimizde yürütülen planlardan oluyor. Ve ne yazık ki bu planları yürüten insanları da elimizle biz seçiyoruz. İşte bu gerçekleri dikkate alarak bu sefer aldanmayacağız. İnanan bir insan bir delikten bir defa geçer. 2002 yılında aldandık, şimdi ağlıyoruz ve dizlerimizi dövüyoruz. Çünkü açız, işsiziz, perişan olmuşuz. Tarım, hayvancılık, sanayi yok olmuş. Ülkemiz parçalanma noktasına gelmiş. Aziz milletimize böyle bir noktada tekrar tekrar seslenerek, hatırlatıyoruz; vatandaşlık kardeşlik vazifemizi yapıyoruz. Diyoruz ki; bak geçen sefer aldandın. Şimdi dizini dövüyorsun. Ama bu sefer aldanırsan bir dahaki sefere dövecek dizin de olmayacak, Allah muhafaza buyursun. Bir daha aldanmaya hakkın yok. Her şey açıktır, ortadadır. Denedin, gördün. Söylediklerimizin hepsi gerçektir. Bir tek kurtuluş yolu vardır, Saadet Partisi’dir ve Milli Görüştür.

Millî Kurtuluş Harekâtı zaferle sonuçlanacak

Bunun için milletçe Milli Kurtuluş Harekatı’nı başlattık. Bütün inanan insanlar tarih boyunca olduğu gibi bugün de Milli Görüş etrafında toplanarak, insanımızı saadete kavuşturacağız. Bütün insanlığı kurtaracağız. Türkiye’yi parçalanmaktan, yok olmaktan kurtaracağız. Ecdadımızın yaptığı tarihi hizmetleri bugün bütün dünya için de, bu millet olarak bizler yapacağız inşallah.

Bütün bunlar için her zaman şu duayı yapmalıyız; “Ya Rabbi sen bize her zaman hakkı hak olarak göster, batılı batıl olarak göster. Hakkı tutmayı nasip et. Batıldan muhafaza buyur”

Bu duaya sarıldığımız zaman hakkın Milli Görüş olduğunu, Saadet Partisi olduğunu göreceğiz, o yola gideceğiz. Böylece Allah’ın yardımıyla kurtulacağız. Bizim vazifemiz, bütün insanlığın saadeti için çalışmaktır. Cenabı Hak buyuruyor ki; “Siz Allah rızası için, insanlığın saadeti için çalışırsanız, ben de size yardım ederim. Ben yardım ettiğim zaman ancak siz galip gelirsiniz. Kimse size galip gelemez”. Onun için zafer inananlarındır ve zafer yakındır.

Şimdiden bütün milletimizin 22 Temmuz Bayramı’nı kutluyoruz.

İnşallah 22 Temmuz günü Saadet Partisi’nin, Milli Görüş’ün en büyük zaferiyle sonuçlanacak. Türkiyemiz yeniden dünyanın öncüsü olacak ve Yeni Bir Dünya kurulacak.

Bütün bu açıklamalarımızı milletimize duyurmaya vesile olduğunuz için sizlere candan teşekkürlerimi arz ediyorum. Aziz milletimizin bütün evlatlarını muhabbetle kucaklayarak Allah’a emanet ediyorum.

Esselamüaleyküm.



Kaynak: Milli Gazete
Referans: www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=report&topicid=374
Bu Haber Toplam 2998 Defa Okunmuştur
Yorum Ekle Yazdır Yukarı
Bu yıl pikniğimizi ne zaman nerede yapalım?
20 Mayıs Cumartesi Arnavutköy'de
21 Mayıs Pazar Kemerburgaz'da

Narmikan TV
  Resim Galerisinden


Piknik_2007


Gurbetçi Resimleri


Fotoğraf Yarışması


ODTÜ'den Ziyaretciler


Kurban Bayramı


kuzgun Piknik


Yukarı Köy


2006 Asker Gecesi


Kahveyanı


Aşağı Mahalle

  Kuzgun Röportaj
    Diğer Röportajlar
 
  Haftanın Yazarı
ibrahim Balcıoğlu
Hakkını Helal Et Ana!
Ayhan İnal
Bir Babanın Oğluna Doğum Güne Mesajı
Misafir Yazar
Fındık Üzerinde Oynanan Oyun
   Diğer Yazarlar
 
   

 Kullanıcı
 Parola
  Yeni Üye Şifremi Unuttum
 

İlkelerimiz | Yasal Uyarı

 :: Ana Sayfa :: Editöre Gönder :: Günün Haberleri :: İletişim

 

Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
© 2007-2021 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: 0212-618 66 28  |  Faks: 0212-618 66 28  |  Destek:
Sayfa Üretimi: 0.0965  | Teknik Destek: Cizginet & Webdizayntürk
Haberler artık Outlook'ta